kapının önünde bir bavul
bavulun içi tıka basa anı
anıların sıkışıklığında
bitmeye yüz tutmuş bir aşk
aşkın depresyon topuzu saçlarında
sarı bir toka…
iyimser bir veda bırakıp avuçlarıma
kendi kuşağını kendi bağlayan
kimsesiz gelinler gibi gidiyor musun
konar göçer yörükler gibi
göçüyor musun içimin bozkırından
gidene gitme denmez bilirim amma…
sen g i t m e
beni açık yara gibi bırakıp
gitme o Babil kadar şehvetli
İstanbul kadar ihtişamlı şehrine.
gideceksen eğer
beni de al yanına
ister bir bütün halinde
ister parça parça
mesela al kalbimi
tıkıştır bavuluna
fazladan bir kalp göz mü çıkarır
bulunsun elinin altında.
ya kalbimi yanında götür
ya da…
bir saatin pilini çıkarır gibi çıkar göğsümden
sen olmayacaksan
atmasın boşu boşuna.
her şeye rağmen
yok illa gideceğim diyorsan
vedasız git…
habersiz gittin diye
sana küsemem ya
en fazla
Işığını yitirmiş bir kandil gibi sönerim
seni tanıdığım gün mezarımdan kaçmıştım
gidersen…
mezarıma geri dönerim