@ömeryücekaya
13.03.2026
D’elikanlı Sevda
ı…
ı
orada…
taş evlerin birbiri ile kucaklaştığı
o şehirde
hançer bakışlı adamlar gezerdi
karanlık çökünce
kapılar içten sürgülenir
kundağa sarılmış karaşın süt bebeleri
rakı kokusu
esrar dumanı ve
mavzer şakırtısı ile uyurdu
nevruz kadar kutsaldı kadınları
ki hepsi Anadolu gibi merhametli
hepsi bire kırk veren buğday başağı gibi doğurgan ve
bereketli
kızları…
kızları ceren boylu
kızları günışığı
kızları çöl güzeli…
ıı
orada…
“gecesi gerdanlık, gündüzü mezarlık” olan
o şehirde
hiç kimse görmese de
ben şahidim
ışığını hep onun üstüne serperdi ay dede
geceleri yıldızlar hep ona gülümserdi
o masalsı düğünlerin en ekabir misafiriydi
Dalal’de bir ona verilirdi pullu mendil
bir çıkardı meydana
hey yavrum hey…
tekmil hatunun hasedinden
beti benzi solardı
sabah olunca…
topuklarında hal hal
burnunda hızma
bir çöl prensesi gibi çıkardı sokağa
ölü toprağını üstünden atardı şehir
yedi uyuyanlar gibi uykusundan uyanırdı miskin esnaf
tefeciler
büfeciler
taksiciler aç gözlerle cama yapışırdı
eski tüfek hovardalar ağarmış bıyıklarını bükerken
yeni yetme çapkınlar dut yemiş bülbüle dönerdi
ııı
orada…
çöl artığı o şehirde
dudağımızda en d’elikanlısından bir ıslık
kan ter içinde kalmış iki yılkı atı gibi soluk soluğa
koşarken o gizemli ütopyanın içinde
aşkı fısıldardık o şehrin dar sokaklarına
öyle çatal yürek
öyle g’özü karaydık
Musa’sız yarardık Kızıldeniz’in kalbini
Nuh’suz başlatırdık tufanı
sizin ayağınızı sokmaya korktuğunuz sularda
anadan üryan yüzerdik
gök gürültüsüne diz çöktürürdü avazımız
biz…
ateşle barutun öpüştüğü
o muhteşem patlamaydık.
10
13