burçların mı devrildi
nereye savrulup gittin
kim boğuyor seni bu hayırsız denizde
ey ruhum!
ey bendeki ’’ben’’ yarası
yüzün solgun
gözlerin göçmen
yüreğin dertli bir hendek
umudun vardı bir zamanlar
uzaklara hançerlenmiş
sevdadan mı yandın
ihanetten mi yıkıldın
bir kayıp mı sarstı
bir hayal mi kırdı seni
....
ey varlık
ey sonsuzluğun gizemi
ey darlığın her zerresinde saklı nefes!
gözlerin yıldızlardan
kalbin güneşten
ey varlık
ey ab-ı hayat incisi!
’’
sen olmasaydın bu tarumar kafeste
hangi aşk tartar bu kederi
hangi sevgi ölçer bu derbeder ederi
hangi mübarek el yırtar bu mün’kir perdeleri
’’
gözyaşlarım sel olsa
yıkar mı günahlarımı
gözyaşlarım ateş olsa
yakar mı günahlarımı
M
sen olmasaydın
bu yıpranmış tekkelerin ocağında
kim yakardı nevruz gibi bakışlarını
kokun geliyor hala her bir köşeden
hangi çiçeğe baksam bir hüzünlü nağme
hangi dağa baksam
sen bakıyorsun en derinden
kirlenmiş vahalarda yalnızlık hüküm sürüyor hâlâ
tutkunun toprağı uykuda olan yağmurları bekliyor hâlâ
bulutlar da kirlendi
ıssızlık bile zehirlendi
sen olmasaydın
gül kokar mıydı bu satır başları
ey varlık
ey gül yaratısı
ey evrenin en nazenin sancısı
....