@-boran-
03.03.2026
İçimizden Biri; _beyhudenin kalemi
Harflerin efendisi, kelimelerin dert ortağı ve …
Harflerin efendisi, kelimelerin dert ortağı ve
sevda sokağının en neşeli en beyhude sakini için kaleme alınmış edebi bir portredir.
Adını bir iç çekişin ucuna iliştirip yürüyen, kelimeleri kalbinin avlusunda kurutup sonra yağmur niyetine yeniden yağdıran şair.
Dünyaya ciddi bir meseleymiş gibi bakmayı reddeden bir kalem. İşte bizim beyhude bu ciddiyet kalesinin burçlarına kahkaha bayrakları diken, hüzünle dalga geçmeyi bilen, bazen bir fırtına kadar delişmen, bazen de bir akşamüstü rüzgârı kadar uysal bir edebiyat yolcusudur.
Bir kelimeyi severken kendisini kaybeden, ama o kelimenin içinde bütün dünyayı bulan bir yolcu.
Kah gülün solduğu yer oldu, kah gülün bittiği yer.
Ama o, "S o l u y o r u m" derken bile yaşamı içine çeken, her düşüşünde "unutmayı unutan bir Anka kuşu olmuştur. Onun lügatında yenilgi diye bir kelime yoktur, sadece henüz yazılmamış bir dize vardır. Yüzündeki eksilmeyen gülüş, en karanlık gecelerde bile siyah gece atlasına inat parlayan bir yıldız gibidir.
Beyhude, şiirlerin onu sevdiği, onun ise hayatı şiirle emzirdiği, isminin aksine hiçbir şeyin beyhude olmadığına, her acının bir dizeye, her yaranın bir harfe gebe olduğuna inanan bir gönül işçisidir.
Beyhude’nin ruh atlasında yolculuğa devam ettiğimizde karşımıza sadece neşeli bir sevda sokağı sakini ile birlikte aynı zamanda ruhunun bodrum katlarındaki vicdan mahkemelerinde kalem oynatan bir bilge çıkar. Onun dünyasında neşe, acının imbiklerinden süzülerek elde edilmiş bir ödüldür.
Şehrin en eski semtlerinden birinde taşları yağmurla parlayan dar bir yolun kıyısında, ikinci kattaki küçük bir evde yaşar. Penceresinin önünde sardunyalar, masasında mürekkep lekeleri, raflarında yarım kalmış defterler durur. O defterler, sokağın akşam serinliğini ve sabahın ilk ışığını saklayan sessiz tanıklardır.
Evinin balkonundan sarktığında, dünyaya bir Pinokyo burnu mesafesinden bakar. Yalanları matrak bir dille kovalar, gerçeği ise en saf haliyle kucaklar. Balkonundaki saksılarda sadece çiçekler değil, kedi yüreği patisine dolanmış ay ışığı iplikleri de yetişir.
Bir yanı deniz olmayan bir mavilikte,(kendi tabiriyle gözlerinde) boğulurken, diğer yanı dikenli tellerle örülü hayal şehirlerinde gezer. Bu onun için öyle saf ve temiz bir deliliktir ki, kendini yaralamayı, hayale daha rahat geçebilmek için bir pasaport sayar.
Sokak lambasına küser mesela, üç gün konuşmaz. Rüzgâra “kesik uçlu” diye lakap takar.
Pinokyo’ya dava açmayı düşünür, laneti bana bulaştı diye.
Harflerle kavga eder; “R zırhlıysa ben de ünlemsiyim!” der.
Mesela bir gece ansızın kalkıp yağmurla konuşabilir. Camın buğusuna kalp çizip sonra “Şşş… çok ciddiye alma, ben sadece şiir sağmaya geldim,” diyebilir. Kendi nabzına kızar, yelkovanı küstürür, akrebi yorar. Sonra dönüp hepsine kahkaha atar. İşte öyledir bizim Beyhude şair.
Hüzünle çay içer ama şekeri fazla kaçırır.
''Dünya tersinden doğanlar için kurulmuştur'' der,
Ama ertesi sabah güneşe ilk o gülümser.
Beyhude'nin en çarpıcı özelliklerinden biri de onun siyahla olan dostluğu oluşturur. Çoğu insan için karanlık bir yoklukken, Beyhude için "siyah kadar dolu" bir yaşamdır.
"Giden beni alıp giden bendi / Kalan kızılı çekilmiş siyah"
Bu dize onun ne kadar derin bir öz-yüzleşme içinde olduğunun kanıtıdır. O, ceviz kabuğuna sığdırdığı sırlarla ve hüzünlerle barışık bir insandır. Düş sokağı bile ondan daha hırçın, ondan daha çok seslidir.. Çünkü beyhude, sessizliğin en yüksek perdesinden konuşmayı seçmiştir daima.
Matrak yönüyle dünyayı tiye alan bu uysal deli, iş ruhun derinliklerine geldiğinde bir hakim cübbesi giyer. Ama o kadar merhametlidir ki, sanık koltuğuna oturttuğu sevdayı bile şiirle sarıp sarmalar. Onun deliliği, acıyı sütten çıkaran bir anne şefkati gibidir.
Beyhude; Yüzleşmenin olmadığı yerde ölmenin kolay olduğunu bilen, şiiri, "anlamın kefeni" değil, "yaşamın nefesi" yapan ve her şeye rağmen, sarılmayı hatırlayan o saf çocuk kalbiyle hepimizi sevda sokağındaki o balkonuna davet eden bir rüya anlatıcısıdır.
Onun dünyasında aşk, bir trafik kazasıdır. Ama o, bu kazadan şikayetçi değildir; "Sen en güzel mağlubiyetim oluyorsun" derken, yenilginin bile kendine has tadının tattırır.
“Klasik sevmeleri sevmiyorum,” diyor.
Bu cümle onun karakter anahtarıdır.
Onu bir cümleye sığdırmak mümkün değil elbette.
Çünkü o, cümleyi kırıp içinden geçen bir şairdir.
İçindeki dağ konuşsun, deniz kabarsın, ama her tufandan sonra kendi kıyına da dönsesin
Şiiri yakasından tutmaya devam et, ama bazen bırak, o da seni tutsun.
Yolun açık, mürekkebin derin olsun.
Yolun; vuslat baharlarına, "mavi ve yeşil nefeslere" çıksın. Kaleminin ucu hiç titremesin, harflerin hiç boynu bükük kalmasın. Sen hep o "Sevda Sokağının en güzel balkonunda otur, biz de senin mısralarının gölgesinde dinlenelim.
Şiirin feri, yüreğinin teri hiç bitmesin dileğimizle,
Saygılarımızı sunarız
Adminin Seçimi
03.03.2026 tarihinde Adminin Seçimi olarak seçilmiştir.
8
19