suyun kokusuydu
ah bilmiyordu
neyin felsefesiz kokusuydu
kâh, zamansız ve üryan
kâh, dumansız ve zindan
bir ihtilal değirmeni
göz altında eşkal kölesi
kah bir rüyaydı
uyanınca yanağından öptüğüm
renklerin darasında gökkuşağı
yarasına şifa diye sürdüğüm
eşsiz bir siyah kadar ağır
bazen de gölgeleri budayan bir deli rüzgâr
sevdası papatyaların kanunda
sevse de sevmese de cezası aşikar
küle kadardı mabedinde rengi
iki damla ateş iki damla vira isyan
ağlatır limanları
ağlatır melâlinde tutuşan gemileri
feryadı dalgalara dokunan bir acı hatıra
ağlatırdı nice güneş nice ay düşüren geceleri
kireç kokusu sinmiş duvar diplerinde
bazen de bir beyaz çığlık
yersizdi
tarifsizdi
sol minörde köz ziyafeti
her harfini
nefes nefes çaktığım göğsüme
kâh, inzivada sahra hamağı kalbin
viranesinde bir garip avare
s’ustan kovulmuş bir meczup gibi yaka paça
tavrıyla kumları paralayan
ah bilmiyordu
hangi yolculuğun boyuydu
ah işte oydu
saçları kelebeklerin avlusu
ruhu kanatlarla doluydu
gözleri bir deniz ötesi
gözleri göğün çocukluğuydu
henüz kirlenmemiş bir saflıkla
dünyaya bakıyordu.
_boran