Ey Rahmanım! Dinsin yalan dünyanın yaşı; gelsin, insin gönlüme Hakikat aşkı!…
Ey Rahmanım! Dinsin yalan dünyanın yaşı; gelsin, insin gönlüme Hakikat aşkı!
--Belki yeniden doğarsın bana
Tükenmişliğin ay parıltısından sızarsın can(ım)a--
‘’Gafletin gömleği sarılmış tutunmuş damenime
Bir anlık lafzından gölgelense ellerim
Söz söyletmem ecrinime!’’
Saatim saniyeleri -- sen sen sen-- diye vururken
saliselerde benler tüketirim
Gidemem!
İçsiz bir sevdanın dışından sarkılırken
Gelecek günün ne zamanda yazıldığını bil/e/meden
Biriktirdiğim hasretle diz çökerim takvimlerime
--Ne zaman ne zaman ne zaman—diye
Tü-ke-ne-mem!
Dudaklarım –vah vah vah- zikrindeyken
Sağır hisler vakumlar nefesimi
Konuşamam!
Miracımdan sarılırken en halis dualarıma
Karanlığımın çöküntüsünden
Bir mum dahi uğramaz umuduma
Sensizliğin yollarını ark ederken kendime
Bilsem de gel(e)meyeceğini yakarırım
--Gel gel gel-- diye…
Sab-re-de-mem!
Yürüyen vaktin haciz kollarına ünlenirken
--sev sev sev-- diye
Zalim okun nişangâhından kaçarken
Zahir aşkın sevdasına tutulurum
Göçemem!
Oltaya düşmüş balığın sahra kuraklığında
Fırtınayla savrulan kum tanesi hiçliğinde yalvarırım
--Öldür öldür öldür—diye
Öl-e-mem!
-Ervah-ı ezelden yazılmış kelâm
Kıldan ince boynum karşı duramam-
Ey yâr!
Sorguçların aklandığı günlerden
Nefsime kırbaç oldum ne çare
Ah Mevt-i âşk
Ya gel!
Harlansın ateş âşk’ım nârından
Ya Git!
Kül olsun maşuğ’un yürekcağzından!