“Adsız denildi, atsız gezindi;
Ey gizlerin aynası! O’ da toprağa defnedildi!”
Umut rüzgarının keçisiyim dağlarda
Bir tutam lokma içindir kavgam
Varılmaz yarlar kenarında…
Açlıktan değil tokluktandır
Gözlerimi de doyururum kıtlığımda
Ulaşılmazı yakın kılar
Gerekirse ufku yararım toynaklar/ım/la
Bir izbede gizlensen de
Bulurum yolumu karanlığında
Ey Can/an!
Bilinmezlik ummanından rüyalarıma sızan kıssa/m
Hakikat deltasında yedi veren hüzzam
Yorgunum
Yeniğim
Bitik ayaklarım!
Yırtılan tırnaklarıma inat
Sana kazınmanın ahdindeyim
Gel demesen de
Git desen de
Aykırı dağ/lar/ın zirvesinden seslenmekteyim
Süleyman olsaydın anlardın dilimi
Sorgulanmazdın inatçılığımın kimsesizliğini!
Söyle bana
Kimsesizlerin kimi
Kimsin sen?
Ya da ‘’kimimsin’’ mi demeliy/d/im?
Bilmediğim dehlizden sızan ışık
Kaç var akşama?
Vakti geldiğinde
Güneş gibi yolcu musun yoksa?
Günüme uğrayıp
Bırakma beni karanlığıma!
Ah nisyan!
Ne çok geç kalmışım
Tüllenmiş aynanın zahirinde
Sensizliğe sarılmışım…