Zamansız zemheriydi düşen göğsüme
Amansız atışın son titreyişi
Donan son halindi gözlerimde
Ardından çığlığın ilk sur sesiydi
Her tik özlemime bir artı
Her tak eksikliğimi büyüten sancı!
Dünün ertesi değil mi bugün?
Yoksa yarından sonraki gün mü?
Allah’ım ne çok dilerdim kabus olmasını
Korkarak yüzümdeki acıları okurken aynada
Arkamdan gelip şefkatle sarıp
Silüetinin sırçama düşmesini.
Katar yükü em olsa ne çare
Lokmanı dahi arardım da nafile
Bencil miyim yoksa söyle?
Nasılda düştüm kendiceğime
Rahat mısın
Huzurlu musun
Düşünmeyi şöyle bırak
Açıp da avuçlarımı
Soramadım mülkün sahibine…
Aslından kopmuş parçayım şimdi
Işığı ölmüş Ağaç gölgesi…