@Black_sky
23.02.2026
İç Ses Çetelesi
Hesabını veremeyeceğim kadar çok suçlama var içimde, kendime yaptığım.…
Hesabını veremeyeceğim kadar çok suçlama var içimde, kendime yaptığım.
Hesabını tutamayacağım kadar kabarık, içimde tuttuğum çetele.
Düşüncelerimin düşünce olmaktan çıktığı kuyular, inmeye korktuğum karanlıklar yaratmışım kendi kendime.
İçinden çıkamadığım her bir hata, boşvermişliğe götürdü yollarımı.
Biliyordum içten içe—asla boşverememiştim—ama içim acıyordu ve bir o kadar da çaresizliğim acıtıyordu beni.
Seçim mi yapmıştım? Sanki mecburdum. Boşluğa verdim çoğu tepkimi.
Evrenin çivisi çıkmıştı ve ben tek başıma o kocaman çiviyi yerine takamazdım.
Çıkardım kendi beynimdeki çivileri, özgür bıraktım düşüncelerimi.
Bu, bir zulümdü aslında aslıma.
Ortalık karıştı, toz duman… Yitip gitti elimde “ömür” dediğim şey.
Düşündüm, üzüldüm, kırgındım her şeye. Önce kendime.
“Ânlar yaratırım.” dedim ben de.
Küçük, minicik, kimsenin dikkatini çekmeyen, Tanrı’yı kızdırmayacak ufacık yaratımlar… Saliselik duygular belki de.
Gün batımı, bir tutam rüzgâr, bir melodi…
İşte o kısacık ânı yaratıp tutunurdum en azından ihtiyaç hâlinde.
Hiç olmadı, içimdeki öfkeye biraz iyi gelirdi belki de.
Takıldım ya çokça, sırf bu yüzden…
Aynı şarkıyı günlerce dinledim, tek bir sahneyi başa sarıp defalarca izledim… Bıkmadan, usanmadan…
Ya da bıkıp usanana kadar…
Sömürdüm. İçimde tek bir zerresi kalmayana kadar sömürdüm bu hissi.
Sonra başka bir an yarattım kendim için.
Başka başka ânların katili oldum bile isteye.
Yetmedi…
Büyük laflarla sınadım inadına kendimi.
Kocaman, kocaman laflar kurdum, “asla”lar yarattım, zorladım her şeyi, herkesi.
Bir elek tuttum elime, saf olan duyguları aradım… Kopyaları bulmalıydım, atmalıydım gönlümden.
Ah, ne yükseklerdeymiş gözüm… Çok geç anladım.
Hasar aldım çoğunda, elimde kum gibi dağıldı zorlamalarım.
Hani tükürüğüm olsa, iyi sıç…ımı yedim bazen de.
Olsun, dedim. Olsun, risk sonuçta… Çok kısa bir süre…
Canımı öyle bir yaktım ki, aynı şeyi yeniden yapmayayım diye cezalandırdım durdum kendimi.
Bunu da beceremedim.
Zaman zaman yine yaptım, yine aynı hatalara düştüm durdum.
İçten içe biliyordum—o histi—beni aynı girdaba çeken.
Bir anlık bir his.
Değer, dedim.
İhtiyacım vardı çünkü.
Ayakta kalmak için, devam etmek için ihtiyacım vardı ona.
Kaçabildiğim, uzaklaşabildiğim birkaç saniye için tüm “ömür” denilen zıkkımdan vazgeçebilirdim.
Evet, yenildim. Yapmam dediklerime bile.
Öğrenmedim de değil bazı şeyler…
Benimle beraber aynı sahneyi, aynı ifadeyle 88 kere izleyecek birini aramıyorum artık.
Kabullenmelerim de oldu.
Ben; bendim.
Sen; sen.
Ben; böyleydim.
Sen; öyle…
Farkı kabul edince biraz daha basitleşti insanları anlamak.
Ben mutlak doğru değildim ki…
Sen de benim gibi olamazdın.
Ben elmaydım, sen armut…
Elma gibi tadın olamazdı.
Armut yemeyi öğrendim.
Tüm bunları yaşadım da ne oldu…
Bir denge buldum desem, zırrr yalan.
Dengesizliğime saygı duymayı öğrendim.
Yapabildiğim kadar, başka dengesizlikleri anlamayı öğrendim.
Anlayamadıklarıma yol oldum.
Ama tüm kusurlarımıza verdiğimiz genel bir isim var ya: “İnsan.”
İnsanım işte, demesini öğrendim olabildiğince… Hatta özellikle kaçmak istediğimde.
Zaaflarımı sorguluyorum hâlâ…
Bahane üretmiyorum kendime…
Nedenlerimi arıyorum…
Nedensizliklerimi saklamıyorum, zaman tanıyorum dengeye gelmeme.
Bol bol yürüyorum…
Kendi alanlarımda kendime özgürlükler yaratıyorum…
Yaratıyorum ama Tanrıcılık oynamıyorum.
Belki de meydan okuyorum kendimce…
Ya da yine kendimi avutuyorum ve yeni bir yıkım daha bekliyorum… Sessizce.
Kim bilir…
Ben değil.
En azından bunu biliyorum.
(“Neden bana söylemedin?” dedi iç ses.)
(“Dedim… Utandım.”)

12
14