İçim fırtınasında koparken kıyamet,
yanı başımda bir tufan tuttu ellerimden.
Elzem bir boşluğun çığırtkan uçurumunda
şahlanmış küllerimin mayın tarlası.
Her salise göğsüme vuran akrep ile yelkovan;
an güllerinde bir nakkaş.
Haritası sancılı, öldürmeyen bir zehir
düşük bir taşın kekeme dilinde oynuyor.
Bilmediğim bir seyir şenleniyor izbe bir resimde.
Balya balya sürülen göğün sızlanma arifesinde
kükürt bir ev, acemi bir simyacı;
zulümhanesini boşaltıyor gözlerime.
Ölesiye bir ihtilali kuşanıp
gülün küllerinden varolan
yağmurun pırıltısı düşüyor.
Ve mistik bir toprağı uyandırıp can alıyor
sorgusu suale değmeyen bir an.
Kapat gözlerindeki feri.
Duyumsama vakti ağarmakta.
Hınca hınç tersine akan bir zaman,
İsini bulaştırmadan ruhuna
çek gecenin aralık kalmış perdesini.
Hepsi bu...