Bu şiir, geç kalınan sevdalara yazıldı.
Beklerken eksilenlere…
Gece uzadıkça içi kararanlara…
Geç Kaldığında
Gece uzar.
Saatler birbirine dolanır.
Zamanın ayak sesleri duyulur odanın içinde.
Ama sabah
kapıyı çalmayı unutur.
Tavana değil,
kendi içine bakarsın artık.
Kafanın içinde dönen o uğultu
bir tren gibi geçer kalbinden,
hiçbir istasyonda durmaz.
Yastık soğuktur.
Çarşaf yabancı.
Pencere karanlığı içeri buyur eder.
Beklediğin ışık
başka evlerin camına uğrar.
Adı geçmez dilinden
ama her nefeste o vardır.
Sanki göğsüne bırakılmış ağır bir taş…
Kımıldadıkça batar,
sustukça büyür.
Bir gün anlarsın
sevmenin insanı eksilttiğini,
kalabalıkların ortasında bile
nasıl tek başına kalındığını.
Bir gün anlarsın
ellerinin neden titrediğini,
neden bazı şarkıların
yarım bıraktığını seni.
Aynaya bakarsın uzun uzun.
Yüzün değil değişen,
içinde sönen ışıktır.
Saçlarına düşen beyaz
zamandan değil,
beklemekten gelir.
O beklenmeyen an geldiğinde
gözlerin gökyüzüne değil,
yere düşer.
Çünkü umut
yukarıda değil artık.
Gerçekler
sessizce dizilir önüne.
Biri gider,
biri kalır,
biri seni senden alır.
Bir gün anlarsın
sevmenin bir vedayı baştan kabul etmek olduğunu;
birinin adını kalbinde taşırken
kendinden vazgeçmek olduğunu.
Ve toprağın üstünde,
kimse bilmeden,
küçük bir çiçek açar
adını koyamadığın bir yerinde.
Seni ne kadar sevdiğimi
belki o zaman,
geç kaldığında,
anlarsın.