Çığlık çığlığaydı zaman,
Kendi yankısına düşüp çoğalıyordu ten
Bir uçurumun bedenle seviştiği an gibi,
Eriyordu vücutlar,
Islak bir tılsım gibi çözülüyordu dokunuşlar,
Dudaklardan düşen kelimeler,
Birer mühür olup kapanıyordu deriye.
Çığlık çığlığaydı mekan
Suskun taşlar bile kan terliyordu,
Duvarlar, bedenlerin hikâyelerini ezberlemiş,
Fısıldıyordu terle yazılmış satırları.
İç içe geçmişti kemiklerin sesi,
Bin yıl önce unutulmuş bir tapınağın yankısı,
Buharlaşan nefesler,
Tütsü gibi yükseliyordu göğe
Tanrılara sunulan,
Çığlık çığlığaydı gözler
Neydi bu kadar korkutan
Zamanın ellerinde lime lime olmuş anıları mı?
Kendini kendinde kaybeden gölgeleri mi?
Bitimsiz gecenin solgun sabahında yırtıldı ruh,
Gök artık mavi değildi,
Bir kehanetti yalnızca
Arzunun koynunda eriyen
Çığlık çığlığaydı insan
Kırık kanatlı, alevsiz ejderhalar
Boğazında tutulan çığlıkları kusuyordu,
Gölgeler birbirine dolanırken,
Hangi nefes ilk kimin tenine düşmüştü,
Hangi eller ilk kimin rüyasına gömülmüştü?
Ve her şey,
Sonsuz hiçliğe yaslandı,
Arzunun derin kuyusunda kaybolarak…
MEHPARE 2025
İNSAN SOFRASINDA ÇIPLAK RUHLAR KİTABIMDAN