Bir kentin en kalabalık yalanıyız biz,
Senin parmağında altın bir halka,
benim boynumda vebal.
İsimlerimiz yan yana gelse,
kıyamet kopar sanıyorum,
Bu yüzden dualarım bile yarım,
tövbelerim hep eksik kalıyor.
Gözlerin, gidilmesi yasak bir memhur toprak,
Her bakışında bin bir sürgün saklı bana.
Sen evine dönersin akşamları,
kapılar yüzüme kapanır,
Ben ise her gece senin olmayan kokunla,
o soğuk boşlukta sabahlarım.
Bir başkasının helali olmak,
ne ağır bir imtihanmış,
Adını bile haykıramadan yaşlanmak,
diri diri gömülmekmiş.
Saçlarına düşen her kar tanesinde
benim sızım var,
Ama sen,
o sıcak odanın buğusunda başkasını ısıtırsın.
Bizim masalımız hiç başlamadı ki,
sonu hüzün olsun,
Biz sadece aynı gökyüzü altında,
ayrı cehennemlerde yanan iki yabancıyız.
Dokunamadığım ellerin,
öpemediğim o yorgun alnın,
Şimdi bir başkasının limanı,
bir başkasının sığınağı.
Biliyorum,
bu sevda ne bu dünyaya sığar, ne o yana,
Senin mühürlü kaderin,
benim ise bitmek bilmeyen
bu dilsiz sevdam...