ellerimde kopmuş masal ipleri,
sararmış yüzümde ağarıyor gece
damarlarımdan çekilmiş kanım, tenim buz
feri sönmüş bakışlarım, yitik zamanlara ayarlı
donmuş parmaklarım
tenimin değdiği yer buz kesiği
avuçlarımda bir hazan senfonisi...
göğsünden vurulmuş mahzun kelimeler dökülüyor dilimden
kalemin ucunda düğümlenen, sağanak bir hıçkırık bu
düşlerim, cepheden dönmüş,
yarası derin bir gazi yorgunluğu
gecenin yırtılan dikişlerinden
sızıyor şiirin kanayan yerine
tenimde ki veda busesi, sevda yanığı izler
bir çöl fırtınasında,
kumlara gömüp, geçip gitti her veda
zaman dolanıyor ayaklarıma,
yorgun bedenimin en kıyısına düşüyorum
yollar hep yokuş,
geçit vermez prangalı düşlerime, uykusuzluğun eşiğinde, hasretin keskin, o zehirli sancısı
sinemde susuz bir kardelen üşüyor
sanki toprak çatlayacak az sonra,
sanki söz kıyametle yarılacak...
dokunsam, ağlayacak her yerim
sussam yok olacağım
anlatamam,
düşlerim kor bir mahşer,
hayallerim sis çökmüş uçurumlar,
korkarım! uyusam, bu yaman çelişki beni bir cellat gibi boğacak
Kendi sesimin sürgününde, yine şafak söküyor
ben yine acılara tutundum...