Dönme yolundan geri
Ben senin uçurumunum
Sanıyorsan belinden tutarım
Cebimden bile çıkarmam elimi
Yalnız aşk yetmedi sana
Dolduramadım kalbini
Bir gün lazım olursa
Bir tutam gerçek aşk
Sanıyorsan tekrar görüşeceğiz
Mahşerde bile tanımam seni
Gelgitlerin yorgun omzuna yaslanmış
seyyah gemiler gelir geçer ömürden.
Her biri bir başka telaş eder de
yolum kesişmez hiçbiriyle.
Rıhtımsız bir limanda,
ıssız iskele gibiyim.
Ne gökyüzü torpil yapar,
ne de bir yoldaşım var.
Bazen ruhunda yanmayan ateşle
kıvılcımlar saçarlar da,
bir ateş böceği ışığıyla
aşamazlar gönül dağımı.
Kimi çölde su bulmaya çıkar,
kimi yolda testiyi kırar.
Benim yalansız bir yol haritam var;
beklentiyse,
üstüne çarpı çekilmiş
duraktır sadece.
Manasız kalabalıkların değil,
insanca bir kelamın haysiyetine
bırakılmış ünlemdir sessizliğim.
Sürura mimlendiğim bu girdapta,
kalbimin camı açık kalınca
yanlış sızıntılar girer aralıktan.
Ve her yanlış
bir ömürlük doğruyu öğretir bana.
Huzuru çeker sineme,
yol alırım kendi mahşerime.
Ne savunmam duyulur,
ne bir tanığım olur.
Karşımda bir tek vicdanım durur.
Şeytana pabucu ters giydirenlerin tiyatrosunda
alkışlardan güçlüdür maskeler…
Ben kiminle dans eder,
nasıl oynarım bu rolü?
Hangi yüz, hangi dans
ruhunu satmadan olur?
Şaşırıp bocalasam da bazen;
en iyi silkinmişliğimdir
U dönüşü virajım.
Risk olan keskin virajlarda
ne işim olur benim?
Bir çocuğun ürkünce
annesinin dizine sokuluşu gibi,
bendeki en güvenli liman
içimin huzur sokağına sığınırım.
Ruh mahzenimdeki kandilleri yakar,
kendi ışığımla ısınırım.
En sadık şahidimdir
küflenmiş kırgınlıklarım.
Kanatır yaralarımı perva bilmez insanlar.
Yüzemem ben onlarla sığ sularda.
Her tiyatroda bir figüran
hazırdır oyuna girmeye.
Hissedince bir hinlik,
perde iner,
kapanır sahne.
Kaç bilinmeyenli denklem olursa olsun,
tamamlamasa da beni hayat,
tükenmez baharlarım var benim.
Yıldız tozları serper saçlarıma,
neşe tohumları ekerim günceme.
İçim içime sığmayan meltemlerle kucaklaşır;
cıvıl cıvıl gülüşlerle
ilkbahar serüveni yaşarım.
İsterse uzun olsun gece,
ben sabahı içimde taşırım.
Güldeste
Güller dosta
Bir beste
Hoş bir seste
Söylenirken aheste
Aşk kokar
Her nefeste
Ten hasta
Can heveste
Ruh mahküm
Ten kafeste
Bir arzu ki nefiste
Bu yetmez
Daha iste
Ve upuzun bir liste
Arzular çepeçevre
Arzuhaller üst üste
Herkesten kaçan gönlüm
Bir tek sana dilbeste
Hep seni arar gözüm.
Her yerde,
Her mecliste.
Bedenimiz, ruhumuz
Birbirine şayeste
Gönlüm sana akarken
Yüreğimse şikeste
Ben sevgi denen histe.
Ya sen,
Hangi kapriste?
31 Ocak 2022 Emin Yıldız
NOT
Dilbeste: Gönül bağlamış, aşık
Şayeste: Yakışır, yaraşır, uygun
Şikeste: Kırık, kırılmış, gücenmiş
bana ne güneş doğduysa
gün ağardıysa
anlamı kalmadı
benim güneşim battıysa
hep yarınlara kalan hayaller
ertelemeyle geçen vakitler
hayatımdan süpürülüyor
geçen anılar, süreli saatler
hataysa hata
canımı acıtsa da
ben sendeyim hala
beni unutma unutama
bir güneşim vardı
sabahları ekranıma doğardı
hayat onunla başlar
akşamına özlemi basardı
çok özledim
özledim seni bile diyemedim
derdimde sensin devamda
eminim ben davamda
sen beni unuttun ama
unutmam ben iki cihanda
aklım hep o eşsiz yarda...
KİMSENİN YAPTIĞI YANINA KALMAZ:
Kendinden başkasını beğenmez,
Lafa gelince mangalda kül bırakmaz,
İcraata gelince kötülükten iyiliğe zamanı olmaz,
Yüzünü tükürsen utanmaz,
Doğru söylesen inanmaz,
Kimsenin yaptığı yanına kalmaz...
Ortalıkta pişkin pişkin sırıtır,
Herkesin yüzüne güler, arkasından konuşur,
Eksik aramakta üstüne yoktur,
Bulduğu her eksiğe sevinir,
Dünyalık için Allahı unutur,
Kimsenin yaptığı yanına kalmaz...
Fakiri hakir görür,
Öksüzü-yetimi küçümser,
Zengini dost sanır,
Garibana gelince hayıflanır,
Kodamanları görünce ne yapacağını şaşırır,
Kimsenin yaptığı yanına kalmaz...
Mazlumun ahını alma,
Kimsenin namusuna dil uzatma,
Yaptığın herşeyi unutma,
Bin düşün bir konuş, utanma,
Sende toprağa gireceksin, gururlanma,
Kimsenin yaptığı yanına kalmaz...
Kısa metraj bir uyanış
Tenime senden
Başka sabah değmiyor
Rüzgârın omzunda çoğalan
Bir fesleğen vaktinde
İçime yürüyor nefesin
Bana kokunun sindiği
Bir gök bağışla
Kokunu soluyarak uyanmak istiyorum
Kokundan ötesi sarhoşluk
Kabuk değiştiriyor
Yüzümün mevsimleri
Yumuşasın taşlar
yönünü unutsun sular
ilkbaharı yeniden öğrensin topraklar
Adsız bir çağın
İlk sabahına uyanır gibi
Teninle açılsın gök
Külü kandille
Taşı yağmurla
Göğü rüzgârla ovuşturuyorum
Ben bu teslimiyeti
Anlatamıyorum
Sus...
Dağlar
Gölgesini bırakıyor
Irmaklar
Kaynağını
Ben
adımın sevdasını
Hiçbir dirilişe sığmıyor
Bu uyanış
Sus.
Kokundan önce
Yön bilen pusula yok.
Sus.
Kokundan sonra
çiçeklerin adı değişiyor
Sus.
Kokuna varınca
İçimdeki bütün kapılar
Aynı yöne açılıyor.
Dokun
Sen benim tenime sinen gölgenle
Kemiklerimin yerini değiştire değiştire
Sokul
Kokun karışıyor kokuma
Senden kalan duaların buğusuyla
Sen kokuyor tenim
Yaklaş...
Sırtımın ortasında
Yanan bir kandil var
Alevini
Ne rüzgâr eğiyor
Ne zaman
Bedenim sana tapınak
İçimde
Taştan bir minberin gölgesi
Kokunun secdesinde
Kemiklerim ışığı öğreniyor
Taş duvarlarımın arasından
Aşk
Kendi ezanını okuyor
Dokunmanın ötesinde
Ateşin engebeli yolları var
Bir kapı
Bir kapı daha
Açılıyor sana
Bıraktığın zelzeleyle
Yeni bir yerküre kuruluyor.
Sus. şimdi...
Kokunla çoğalan geceme
Hiçbir mevsim yetişmiyor.
Ötesi
Kıyamet
Kandiller
Geceyi tütsülüyor
Alevi nasıl
Kendi yağını içerek yaşarsa
Ömrümü yakıyorum kokunda
Dudaklarından önce
sus yüklü cümle yok
Dudaklarından dudaklarıma
mor güller bağışla
_beyhude/Niyeti bozma saatlerinden...
Mırıldanmaları şiir yapıyorum, keyfi nerede?
Elâlem şiirimden daha rezalet.
Şiirdeki elâlemin keyfi nerede?
El havlusundaki ince ince kan lekeleri bir şeyleri ispatlıyor.
Medet yahu, medet!
Dünyadan ne yiğitler gelip geçiyor.
Keyfi kaçık biraz veyahut yalnız.
Bir şeyler istiyor canı, nedeni belli değil.
Yaşamak ile ölmek arasındaki çizgide dolaşıyor, yanlız!
Bir hayırsız habîbe neden târumar ediyor?
Yakışmaz güneşli gecelere sisli aylar.
İnadı yedi bitirdi, hâlâ da âşığım diyor.
Beynindeki kıvrımlar şiirdeki dizelerde.
Aşk, mantık kapılarını zorladığı zaman kalbine güvenmek zorundasın.
Kalbiyle yazsa şiiri, belki sevilecek dizelerde.
Şehrin bütün kedileri
gece olunca başka insanlara sokuluyor.
O kedi olmak istiyor.
İnsanlığını yaktı geldi, ona niye kimse sokulmuyor?
Mektubu yazdı, yine göndermedi.
Cesaretine tükür, çünkü yok.
Geçmişte küfrettiği günlerin değerini bilemedi.
Bir izmarit daha bitirdi balkonda.
Tekelci zengin oldu.
Sokaktan geçen mutlu çiftlerin manzarası evindeki balkonda.
İyice delirdi şair
Bu ne biçim şiir
Ama!
İsyanı var.
İsyanım var.
Kendine isyanı var.
Kendime isyanım var.
Bir yer var
Dolu gönülleri, doğar günlere.
Acısı taşmamış, kibirli seslere.
Giden gelir, giden ölmez.
Ölen kalır.
Kalan bir yer var.
Gidene kalmaz
Bir yer ver
Yerde kalamadı gelene
Varmışım, yokmuşun.
Sebebi senmişin.
Sen ben değilmişin.
Kendini bilmişin
Beni tanımamış, gönlünü görmemiş.
Seni sevmemişsin.
Bir yer var.
Asılı gökyüzü, asılır dileklere.
Dudağı susmamış, renkleri hasrete.
Duyan kalır, seven ölmez.
Ölen aşktır.
Aşkta bir yer var.
Unutan aramaz
Bir yer ver
Arayan bulamadı yinede
Varmışın, yokmuşum
Sebebi benmişim.
Ben sen değilmişim
Kendimi bilmişim.
Seni tanımamış, gönlümü görmemiş.
Beni sevmemişsin.
"Notalı sesler"
22.06.2013
Bağcılar
Kayseri Ovası’nda bahar,
Erciyes’te fırtına, tipi, kar.
Bakmayın soğuğuna, kışına;
Erciyes’in içinde volkan kaynar.
Herkesin gözünde dağ, şehre nimet;
Erciyes, ovadaki güle hasret.
Erciyes’in ulu doruklarında
Koparken kızıl kıyamet,
Aşağıda üşümesin diye gül
Bütün rüzgârları etti sükût.
Anlamaz bunu, ne hikmetse,
Erciyes’e küsen bulut.
Gönlümün dışında sanma kendini,
Benim gönlüm öyle sanmıyor güzel
Geçirdin kalbime aşk kemendini
Bağlandı, sözünden dönmüyor güzel
Gözüm gördü seni, gönlüm de sevdi
Yüreğim sevdana saraydı, evdi
Zaten harlanmaya hazır alevdi,
Tutuştu yüreğim sönmüyor güzel
Duygular şahlandı gelmiyor geme
Bana bu sevdadan geri dön deme
Varlığın bayramdır garip sineme
Gidişin içime sinmiyor güzel
Güzelsin sevdiğim, gözlerin kara
Senden vazgeçemem assalar dara
Hasretin kalbimde onulmaz yara
Seni görmeyince dinmiyor güzel
28 Mayıs 2025 Emin Yıldız
Benim senle alıp veremediğim yoktur Afitap
Tanımam etmem seni
Sadece iyi gidersin diye dahilsin şiire
Hem ne diyeydim Ayşe Fatma mı
Ya da Mualla mı
Onlar da güzel isim ama
Sen gibi cuk oturmuyor şiire
Sen konu dışısın yani
Ve an itibariyle ne diyeceksem
Elimdeki aha şu kadehe hitabendir
Üstüne alma sen
Boş laf de geç
İşin aslı Afitap
Koskoca yalandan ibarettir koduğumun hayatı
Çünkü
Bugün olanlar dün yoktu
Dün olanlar bugün yok
Yarın kim öleee
Kim kalaa
Bazıları zaten konu dışı
Zaten ben ne dündüm ne yarın
Kâh eloğlu
Kâh yancı kâh kıyı köşe
Hep ecnebi
Hep üçüncü mevki
Hep birinci kadük şahıs anasını satiim
Bütün mesele
Asla unutmam
Hep yanında olacağım deyip de
Hiç olmayanlardır Afitap
Dikkat et
Güvenme sakın onlara
Yani bana
Uzak dur benden yani
Bir de
Bir daha mı
Allah yazdıysa bozsun deyip deyip
Çat kapı karşına çıkanlar var ki Allah muhafaza
Bez oyuncak misali oynar seninle onlar
Ya da ne bileyim çamurdan heykel gibi şekilden şekile sokar
Ne yapsan ne desen üç rekat nafile
Şarkının da dediği gibidir aslında
Hayat bi'yerde Afitap
Ya içindesindir çemberin
Ya dışında yer alacaksındır
Lakin
Ne içindesindir ne dışında zamanın
Öööyylece
Sap gibi ortadasındır yani
Gel gör ki can çekiyor işte Afitap can çekiyor
Ve ister istemez kıpraşıyor insanın şuraları
Sonra olmayınca hiçbiri
Durup durup can çekişiyor can
Gel de çık işin içinden Afitap gel de çık
Gel de ayyaş olma soktuğumun kainatında
Bir yanın kıyamet
Bir yanın sur
Ne nefsi müdafaa
Ne ölü taklidi kâr
Kısacası Afitap
Bitmez görünen bazı şeyler
Festival filmi gibi
Donuk sönük durağan sonla
Kısa film tadında bitebiliyor bir çırpıda
Fonda alakasız müzik
Fonda dağ bayır ot kumsal
Fonda tutuşan pişmanlıklar
Alevlenen kahır falan
Akılda
Olur mu
Başlar mı
Yine yeninden halüsinasyonları
Neyse boş ver sen bunları Afitap
Madem dahilsin artık sen de şiire
İyisi mi
Rakı koy da iyice dibi boylasın umudumuz
Elini korkak alıştırma haaa
Dibine kadar doldur
Ben açarım Müzeyyen annemden
Bir İhtimal Daha Var O Da Ölmek Mi Dersin'i
E o zaman hadi yarasın
...
Yıllar geçse de aradan
Gözüm hâlâ arar seni
Karşılaştırsın Yaradan
Gözüm hâlâ arar seni
Göz menzilimden çıksan da,
Hicran kurşunu sıksan da,
Gönül Kâbe'mi yıksan da,
Gözüm hâlâ arar seni
Yokluğun hüznün nedeni
Yorgun düşürür bedeni
Gelen aratır gideni
Gözüm hâlâ arar seni
Gönül köşkünde yerin var
Bıraktığın kederin var
Ne hüzünkâr kaderin var
Gözüm hâlâ arar seni
Ne mümkün seni unutmak?
Hatıraları uyutmak,
Yaralı gönlü avutmak,
Gözüm hâlâ arar seni
Üstünden asırlar geçse,
Gönül hicran zehri içse,
Kör talihim seni seçse,
Gözüm hâlâ arar seni
Yokluğun baldıran zehri
Ahüzarım tutar şehri
Kirpiğim andırır nehri,
Gözüm hâlâ arar seni
Zâyi olmaz hiçbir emek
Gönül soframdaki yemek
Unutmak mı, o ne demek?
Gözüm hâlâ arar seni
Can bildim ruh madenini
Cennet saydım bedenini
Bana sorma nedenini,
Gözüm hâlâ arar seni
15 Eylül 2026/Trabzon
M. NİHAT MALKOÇ
https://www.youtube.com/watch?v=kRK-gRDH0t4
herşeyin bir anlamı var, kanatsız
hatta bir dokunuşun, senden sonra
şarkılar yarım
sözler yana yatık
sol anahtarı çalınmış
gecelerde melodi makamsız
bir şiir kurgula şimdi diyor ustam
üzerime yıkılan evde
üç sessiz çığlık
üç farklı hezeyan
fırtınan
aynada yüzüme bakamadan
bir şiir kurgula diyor ustam
kanı bozuk bu serseri eğer ihbar etmezse beni
kaleme kül
hem sana hem bana ölmezotu diyecek mısram
kendime soluksuz
sokaklara darbesiz
üç soyut renkte tecavüz düşüncem
bir şiir kurgula şimdi diyor ustam
o kadının vebalini taşıdığım
boynuma darağacıdır kolyem
çıkar oğlum diyor
ellerini kirletmeden
Serhat Ülker