Gelgitlerin yorgun omzuna yaslanmış
seyyah gemiler gelir geçer ömürden.
Her biri bir başka telaş eder de
yolum kesişmez hiçbiriyle.
Rıhtımsız bir limanda,
ıssız iskele gibiyim.
Ne gökyüzü torpil yapar,
ne de bir yoldaşım var.
Bazen ruhunda yanmayan ateşle
kıvılcımlar saçarlar da,
bir ateş böceği ışığıyla
aşamazlar gönül dağımı.
Kimi çölde su bulmaya çıkar,
kimi yolda testiyi kırar.
Benim yalansız bir yol haritam var;
beklentiyse,
üstüne çarpı çekilmiş
duraktır sadece.
Manasız kalabalıkların değil,
insanca bir kelamın haysiyetine
bırakılmış ünlemdir sessizliğim.
Sürura mimlendiğim bu girdapta,
kalbimin camı açık kalınca
yanlış sızıntılar girer aralıktan.
Ve her yanlış
bir ömürlük doğruyu öğretir bana.
Huzuru çeker sineme,
yol alırım kendi mahşerime.
Ne savunmam duyulur,
ne bir tanığım olur.
Karşımda bir tek vicdanım durur.
Şeytana pabucu ters giydirenlerin tiyatrosunda
alkışlardan güçlüdür maskeler…
Ben kiminle dans eder,
nasıl oynarım bu rolü?
Hangi yüz, hangi dans
ruhunu satmadan olur?
Şaşırıp bocalasam da bazen;
en iyi silkinmişliğimdir
U dönüşü virajım.
Risk olan keskin virajlarda
ne işim olur benim?
Bir çocuğun ürkünce
annesinin dizine sokuluşu gibi,
bendeki en güvenli liman
içimin huzur sokağına sığınırım.
Ruh mahzenimdeki kandilleri yakar,
kendi ışığımla ısınırım.
En sadık şahidimdir
küflenmiş kırgınlıklarım.
Kanatır yaralarımı perva bilmez insanlar.
Yüzemem ben onlarla sığ sularda.
Her tiyatroda bir figüran
hazırdır oyuna girmeye.
Hissedince bir hinlik,
perde iner,
kapanır sahne.
Kaç bilinmeyenli denklem olursa olsun,
tamamlamasa da beni hayat,
tükenmez baharlarım var benim.
Yıldız tozları serper saçlarıma,
neşe tohumları ekerim günceme.
İçim içime sığmayan meltemlerle kucaklaşır;
cıvıl cıvıl gülüşlerle
ilkbahar serüveni yaşarım.
İsterse uzun olsun gece,
ben sabahı içimde taşırım.
Güldeste
Güller dosta
Bir beste
Hoş bir seste
Söylenirken aheste
Aşk kokar
Her nefeste
Ten hasta
Can heveste
Ruh mahküm
Ten kafeste
Bir arzu ki nefiste
Bu yetmez
Daha iste
Ve upuzun bir liste
Arzular çepeçevre
Arzuhaller üst üste
Herkesten kaçan gönlüm
Bir tek sana dilbeste
Hep seni arar gözüm.
Her yerde,
Her mecliste.
Bedenimiz, ruhumuz
Birbirine şayeste
Gönlüm sana akarken
Yüreğimse şikeste
Ben sevgi denen histe.
Ya sen,
Hangi kapriste?
31 Ocak 2022 Emin Yıldız
NOT
Dilbeste: Gönül bağlamış, aşık
Şayeste: Yakışır, yaraşır, uygun
Şikeste: Kırık, kırılmış, gücenmiş
Benim senle alıp veremediğim yoktur Afitap
Tanımam etmem seni
Sadece iyi gidersin diye dahilsin şiire
Hem ne diyeydim Ayşe Fatma mı
Ya da Mualla mı
Onlar da güzel isim ama
Sen gibi cuk oturmuyor şiire
Sen konu dışısın yani
Ve an itibariyle ne diyeceksem
Elimdeki aha şu kadehe hitabendir
Üstüne alma sen
Boş laf de geç
İşin aslı Afitap
Koskoca yalandan ibarettir koduğumun hayatı
Çünkü
Bugün olanlar dün yoktu
Dün olanlar bugün yok
Yarın kim öleee
Kim kalaa
Bazıları zaten konu dışı
Zaten ben ne dündüm ne yarın
Kâh eloğlu
Kâh yancı kâh kıyı köşe
Hep ecnebi
Hep üçüncü mevki
Hep birinci kadük şahıs anasını satiim
Bütün mesele
Asla unutmam
Hep yanında olacağım deyip de
Hiç olmayanlardır Afitap
Dikkat et
Güvenme sakın onlara
Yani bana
Uzak dur benden yani
Bir de
Bir daha mı
Allah yazdıysa bozsun deyip deyip
Çat kapı karşına çıkanlar var ki Allah muhafaza
Bez oyuncak misali oynar seninle onlar
Ya da ne bileyim çamurdan heykel gibi şekilden şekile sokar
Ne yapsan ne desen üç rekat nafile
Şarkının da dediği gibidir aslında
Hayat bi'yerde Afitap
Ya içindesindir çemberin
Ya dışında yer alacaksındır
Lakin
Ne içindesindir ne dışında zamanın
Öööyylece
Sap gibi ortadasındır yani
Gel gör ki can çekiyor işte Afitap can çekiyor
Ve ister istemez kıpraşıyor insanın şuraları
Sonra olmayınca hiçbiri
Durup durup can çekişiyor can
Gel de çık işin içinden Afitap gel de çık
Gel de ayyaş olma soktuğumun kainatında
Bir yanın kıyamet
Bir yanın sur
Ne nefsi müdafaa
Ne ölü taklidi kâr
Kısacası Afitap
Bitmez görünen bazı şeyler
Festival filmi gibi
Donuk sönük durağan sonla
Kısa film tadında bitebiliyor bir çırpıda
Fonda alakasız müzik
Fonda dağ bayır ot kumsal
Fonda tutuşan pişmanlıklar
Alevlenen kahır falan
Akılda
Olur mu
Başlar mı
Yine yeninden halüsinasyonları
Neyse boş ver sen bunları Afitap
Madem dahilsin artık sen de şiire
İyisi mi
Rakı koy da iyice dibi boylasın umudumuz
Elini korkak alıştırma haaa
Dibine kadar doldur
Ben açarım Müzeyyen annemden
Bir İhtimal Daha Var O Da Ölmek Mi Dersin'i
E o zaman hadi yarasın
...
Yıllar geçse de aradan
Gözüm hâlâ arar seni
Karşılaştırsın Yaradan
Gözüm hâlâ arar seni
Göz menzilimden çıksan da,
Hicran kurşunu sıksan da,
Gönül Kâbe'mi yıksan da,
Gözüm hâlâ arar seni
Yokluğun hüznün nedeni
Yorgun düşürür bedeni
Gelen aratır gideni
Gözüm hâlâ arar seni
Gönül köşkünde yerin var
Bıraktığın kederin var
Ne hüzünkâr kaderin var
Gözüm hâlâ arar seni
Ne mümkün seni unutmak?
Hatıraları uyutmak,
Yaralı gönlü avutmak,
Gözüm hâlâ arar seni
Üstünden asırlar geçse,
Gönül hicran zehri içse,
Kör talihim seni seçse,
Gözüm hâlâ arar seni
Yokluğun baldıran zehri
Ahüzarım tutar şehri
Kirpiğim andırır nehri,
Gözüm hâlâ arar seni
Zâyi olmaz hiçbir emek
Gönül soframdaki yemek
Unutmak mı, o ne demek?
Gözüm hâlâ arar seni
Can bildim ruh madenini
Cennet saydım bedenini
Bana sorma nedenini,
Gözüm hâlâ arar seni
15 Eylül 2026/Trabzon
M. NİHAT MALKOÇ
https://www.youtube.com/watch?v=kRK-gRDH0t4
herşeyin bir anlamı var, kanatsız
hatta bir dokunuşun, senden sonra
şarkılar yarım
sözler yana yatık
sol anahtarı çalınmış
gecelerde melodi makamsız
bir şiir kurgula şimdi diyor ustam
üzerime yıkılan evde
üç sessiz çığlık
üç farklı hezeyan
fırtınan
aynada yüzüme bakamadan
bir şiir kurgula diyor ustam
kanı bozuk bu serseri eğer ihbar etmezse beni
kaleme kül
hem sana hem bana ölmezotu diyecek mısram
kendime soluksuz
sokaklara darbesiz
üç soyut renkte tecavüz düşüncem
bir şiir kurgula şimdi diyor ustam
o kadının vebalini taşıdığım
boynuma darağacıdır kolyem
çıkar oğlum diyor
ellerini kirletmeden
Serhat Ülker
Boynunun kokusunda
Bir şehir yatıyor be kadın.
Biraz lavanta, biraz vanilya,
Babadan kalma, işletilen bir meşrubat dükkânı,
Az satan bir gazete,
Geleneksel yöntemli bir çay ocağı...
Hepsi boynunda.
Dudaklarım aldı hepsinin tadını.
Söylesene kadın,
Bir şehir kokusunu küçücük boynuna sığdırmayı nasıl başardın?
Hepsinin tadı ayrı güzel;
Bir öperim, tadı damağımda kalır,
Bir öperim, şehrinde aşk yankısı oluşur,
Bir öperim, bir daha öpmeye can atarım.
Hepsi küçücük boynunda geçer.
Rengin Kıyısında
İçimde yarım kalmış bir cümleyi
tırmalıyorum kâğıdın yüzüne
düz
dümdüz
dik bir yamacın
tutunamayan sözcüklerin
mavi bilyeler gibi
kaldırımlara saçılıyor harfleri
rengim sarı
bir harfin kıyısında
sesini yitirmiş
bir anlamlığımı
anlatamıyorum
bir kelime
kâğıda düşmekle
ait olduğu yere varmıyor
kilitli posta kutularının önünde
sepya zarflarda bekliyor
içlerinde
açılmamış yıllar
mühürleri solmuş
adresleri silinmiş
hepsinin
bir kalbe ulaşma
telaşı
eksiltiyor beni
ben bu eksikliği
anlatamıyorum
keşke diyorum keşke
kâğıdın dili olsa
ellerin susturduğu yerden
başlasa konuşmaya
şiir
sözcük
harf
her biri
kendi suskunluğunu
ötekine tercüme etse
rengim
siyaha dönmedi
beyazda da durmadı
bir siyah inci
bir beyaz misket
ışığı içine çekip
başka bir yerinden
geri vermedi
renk sayılmayan
ara renklerde kaldı
adım/
hep
gri bir aşk
mavi bir göğe
yakışıksız
gri
sevdi beni belli ki
sevmişti o beni
Bense
yağmuru/nu
göğe dönmeden önce
yere düşmeden önce
yağdım sonra
oyuklarına
eksilerek
her damlamda
kendimden düşerek
şimdi taşım
T'aş sende
turuncuya çalan
kupkuru yapraklara
bir parça gökyüzünden bırak
bir avuç suskunluğundan
ıslat beni
ağla aşka
ağla ki
yosun tutsun taşım
sonra y'an
yeşil dalların arasında
bir yaprağın damarına
kimse görmesin
nereden geldiğini
yan aşka sen
aşkla
yan ki
kül
Unutsun rengini
söylemesin
hangi yangından kaldığını
İçim sen ıslağı
Tenim sen kuraklığı
bir damla suyun dilinden
B'Ak şimdi
_beyhude/ an sızıları
Şimdi yüreğimde bir bölme var, gözyaşları biriktirdiğim…
Şimdi yüreğimde bir bölme var, gözyaşları biriktirdiğim
Beni nârlara atıyor o hasret kaldığım gülüşün
Boğazımı delip geçen zakkumdur bahçeme diktirdiğim
Söyle, kimdir yirmilerinde sana kıyan, bana ziyan
Artık leylaklar küskün bana, soluyor geçtiğim sokaklarda
Sen de soluyorsun içimde, ben istemesem de bilfiil
Deniz rengini kaybediyor, can çekişir gibi İstanbul'da
İstanbul kan ağlıyor gözlerimden; gözlerimizden, sersefil.
Şehrin üstüne gece iner yavaşça,
Pencerelerde suskun ışıklar yanar.
Bir piyano sesi, ince bir sızı gibi,
Kalbin en gizli odasına sızar.
Adam yürür, düşünceleriyle yan yana,
Bir ismin yankısı dolanır kulağında.
Kadın, rüyasında başka bir adama güler,
Ve o gülüş, bir hançer gibi batar sabaha.
Maskeler satılır gizli bir dükkânda,
Renkler parlak, ama yüzler donuktur.
Bir davet gelir, mühürlü bir zarfta —
İçinde arzunun soğuk buğusu kokar.
Kapılar açılır, sessizlik içeri girer,
Kadınlar dans eder, gözleri bağlı.
Her adımda bir sır çözülür,
Ama hiçbir hakikat çıplak kalmaz tam anlamıyla.
İsimsiz bir gölge fısıldar:
“Bilmek istiyorsan, görmeyi bırak.”
Çünkü gözler, yalanın hizmetkârıdır;
Gerçeği yalnız kapalıyken anlar kalp.
Sabah olur — maskeler yatakta kalır,
Bir nefes, bir itiraf, bir utanç.
Ve kadın der ki: “Belki de uyanmak,
Sadece yeniden uyumaya benzer biraz.”
Adam susar.
Ama o sessizlik, bütün gerçeği anlatır:
Bir adamın içindeki karanlıkla,
Bir kadının düşündeki ışığın savaşı.
Gözler tamamen kapalıdır hâlâ,
Ama kalp artık her şeyi görür.
Sinan Bayram
Bazı geceler uyuyamıyorum.
Mesela,
Sen gelince aklıma, sabahı görüyorum.
Öyle yapıyorum, böyle dönüyorum.
Biraz kaşınıyorum, karanlığa bakıyorum.
Kapatıp gözlerimi düşünmemeye çalışıyorum.
Evet bir ara uyuyorum doğru.
Sen gittin gideli
İçtiğim kahveler hariç,
Her gece aynı uykusuzluğu yaşıyorum.
"Hayal Duvarı"
10.09.2026
Karapürçek
Nasıl anlatsam bilmiyorum…
Dağlarım karlı, benim.
Zor geçer kışlarım.
Yolumu gözler kızım.
Kapanır yollarım, üşürüm, yalnızım.
Kar basar üzerime.
Kırılır dallarım.
Gecelerim boran olur.
Kurtlar iner köylerime.
Hasatlarım talan olur.
Çığ düşer yüreğime,
eşkıya yaşlar basar
gözlerime…
Kara kış pusu kurmuş kaderime,
duman olur, viran olur.
Dönüş yakındır desem,
söylesem, yalan olur.
Hayatım geçti göçebe.
Kaderle oynadım körebe.
Son mevsimi ömürlük.
Bu oyunun son perdesi.
Belki tek yüz görümlük
tesellinin zerresi.
Geldi belki zamanı,
çıkmak için son yolculuğuma.
Sobelendim hayata,
elma dersem çık!
Armut dersem çıkma.
Kızıla çalar topraklarımın
altın rengi yaprakları.
Ve bir ömrün sonbaharı.
Yalandan dolandan ayrılmanın günü, saati...
Hayat denen yolculuk ve geri dönüş akdi.
Bütün dertlerden sıyrılma
vakti.
Kader denen yazının kutsal
daveti.
Ve mizanın iki kefesi.
Bir tarafta hayatım, bir tarafta hikâyesi.
Ağırsa hayatım hikâyesinden,
cehennem dediğin nedir ki?
Hafifse zaten istemem cenneti.
Gökyüzünde bulutlara,
kuşlara
karışacağım.
Kavuşup tüm çiçeklere.
Dağlara haykıracağım.
Uçurtmanın peşinde.
Çocuklar gibi.
Hiç utanmadan.
Hıçkıra hıçkıra ağlayacağım.
Uzun lafın kısası,
meselenin hülasası.
Gurursa yaşamın sahte cilası,
özlem yırtılan ömrümüzün gerçek yaması.
Çok zaman oldu, bulut gözlüm, görmeyeli seni.
Ay’ın şimali. Gecemin hilali.
Göğsümde uyuttuğum.
Bir nefeslik kokusunda derdimi unuttuğum.
Yıldız gibi kaymasın diye avucumda tuttuğum.
Küçük kuşum, tatlı kızım.
Gönül ağrım, yürek sızım.
Sen yoksun ya, bahar gözlüm.
Bir gök taşı kadar ıssızım.
On iki yaşındaydın, terk ettin.
Tamam... kızım, dedim, reddettin.
Bir daha görmek istemedin.
Ne dediysem dinlemedin.
Bir fotoğraf karesi geçti elime.
“Bu senin kızın, bak!” dediler.
İnanamadım gözlerime.
Şaşırdı kaldı gözlerim, ben küçüklüğünü özlerim.
Büyüyüp serpilmişsin.
Genç kız olmuşsun.
Sanki bir başkası, sanki yabancı.
Sen hariç... nur tanem, herkes… yalancı.
Bilmiyorlar ki başımın tacı,
derdimin ilacı.
Kimisi, “O küçük, sen affet.” diyor.
Ben affetsem ne olur ki? O beni affetmiyor.
Kalemimi kırmış kızım.
Alın yazım...
Hayır/sızım.
Yaram derin, sızım sızım.
İflah olmaz yaralarım.
Kan kaybım çok.
Dermansızım.
Deva bulmaz.
Dermanım yok.
Umarsızım.
Barışmak ne kelime...
Dokunamam bile.
Utanırım.
Bakamam ki yüzüne.
Gözünün içine.
Dizinin dibine
sokulamam ki.
Oysa...
Sen doğduğun gün.
Güneş başka doğmuştu.
Sen doğduğun gün.
Dünya benim olmuştu.
Sen doğduğun gün.
Ruhum senle dolmuştu.
Söyleseler inanmazdım bir gün.
Canpareme darılacağım.
Affetsen de beni.
Affetsem de seni.
Söylesene bana, sana nasıl
sarılacağım...?
Yılmaz Tizgöl
01.05.2020