H
@Hikmet Metin Çavdar
13.07.2026
Bankın Üstünde Bir Adam
Gördünüz mü kardeşim,…
Gördünüz mü kardeşim,
Adana'yı gördünüz mü?
Niğde'yi gördünüz mü?
Bir adam çıkmış bir bankın üstüne,
ne sireni var önünde,
ne koruma orduları,
ne de camları karartılmış uzun makam arabaları...
Bir bankın üstünde yalnız bir adam,
bir avuç gökyüzü kadar sade,
bir türkü kadar yakın.
Bir şey söylüyor.
Öyle kürsü diliyle değil,
öyle kalın kitaplardan öğrenilmiş,
cilalı cümlelerle değil.
Analar anlıyor onu.
Ellerinde pazar filesiyle duran kadınlar,
elleri nasır tutmuş çiftçiler,
öğle molasında ekmeğini bölüşen işçiler,
sınavdan çıkmış çocuk yüzlü öğrenciler
anlıyor.
Çünkü adam,
halkın konuştuğu yerden konuşuyor.
Bir bakıyorsun Adana'da...
Bir çayın buğusuna eğilmiş.
Bir bakıyorsun Niğde'de...
Bir simidi bölüşüyor bir emekliyle.
Bir lokma yemeğin başında
ne protokol var,
ne kırmızı halılar.
Sofra bildiğin sofra işte kardeşim;
bir tas çorba,
bir parça ekmek,
bir bardak çay...
Ve insanın insana oturması.
Sonra yürüyor adam.
Arkasından bir çocuk yürüyor önce.
Sonra bir kadın.
Sonra bir esnaf,
bir çiftçi,
bir öğretmen,
bir işsiz genç...
Sonra bakıyorsun,
bir sokak yürüyor.
Bir mahalle yürüyor.
Bir şehir yürüyor.
Ve insan düşünüyor:
Bir insanın peşinden
bunca insanı yürütmek için
kaç vaat gerekir?
Hiç...
Biraz samimiyet yeter bazen.
Bir el sıkışı kadar sıcak olmak,
bir omuza dokunacak kadar yakın olmak,
bir çayın başında oturacak kadar mütevazı olmak...
Çünkü halk,
sesini duymayana değil,
kendisini duyana yürür.
Çünkü halk,
yüksek duvarların ardından seslenenleri değil,
kendi kaldırımında duranları sever.
Çünkü halk,
gözünün içine bakana inanır.
Şimdi bir adam yürüyor kardeşim.
Bankın üstünden inmiş,
kalabalığın içine karışmış.
Ne önde yürüyor,
ne arkada.
İçlerinde yürüyor.
Kimi koluna giriyor,
kimi derdini anlatıyor,
kimi oğlunun işsizliğini,
kimi emekli maaşını,
kimi tarlasının susuzluğunu...
Adam dinliyor.
Dinlemek de bir iştir çünkü.
İnsan, dinlenildiği yere gönlünü bırakır.
Bir türkü gibi çoğalıyor kalabalık.
Bir nehir gibi uzuyor sokaklar.
Bir umut gibi doluyor meydanlar.
Ve ben düşünüyorum kardeşim;
Belki de memleket,
en çok bunu özledi.
Bir bankın üzerine çıkacak kadar halktan,
bir bardak çay içecek kadar sade,
bir çocuğun başını okşayacak kadar yakın,
bir işçinin elini tutacak kadar insan
birilerini...
Adana'nın sıcağında,
Niğde'nin rüzgârında,
sokak sokak dolaşan bu kalabalık
yalnız bir adamın peşinde değildir.
Belki de insanlar,
uzun zamandır kaybettikleri
o eski duygunun peşindedir:
Birlikte yürümenin...
Birbirine dokunmanın...
Ve yeniden,
kardeşim diye seslenebileceği
bir memleket düşü kurmanın...
Hikmet Metin Çavdar