Karanlığın en koyu makamındayım yine…
Gece sükûta niyet etmişken,
Ah, beni yere göğe sığdırmayan o hasretin yok mu.
Dökülmeye yeminli…
İçimde sükûtun kuytusunda biriken ne varsa,
harf harf, hece hece gecenin bağrına süzülür.
Lâkin hasretinin sinemde yaktığı koru yok mu.
Küllenmeden yanan o âteş-i sûzân…
Bak, yine eritiyor kelimelerimi.
Ben artık yazmam;
zira her harf bir firkat,
her cümle bir hicrân olur içimde.
Eriyen kelimelerin harâretine sığınıp,
bitmek bilmeyen sızımın satırlara karışarak
usul usul eriyişini seyrederim.
Geceme yayılan dûd-ı tahassürünü
sîne-i derûnuma çeke çeke...
Sinemi yakarken sensiz her gece..
Söyle, hangi lügat temizler bu karanlık geceyi?
Hangi nehir söndürür bağrımdaki bu yangını?
Ben sustukça,
mürekkebim zift rengi bir geceye bürünür,
Kâğıt tutuşur, kalem bükülür, duygularım söner..
Zaman, parmaklarımın arasından
eriyen bir mum gibi akıp gider.
Ve ben yine gecenin ortasında baka kalırım boşluğa...
ama yalnız....
ama üzgün....
ama çaresiz....
Merdümgiriz