@Merdümgiriz
30.06.2026
PASLI SAATLERİN GÖLGESİNDE BİR YOLCU
Ben, gölgesi kendinden ağır bir akşamüstü,…
Ben, gölgesi kendinden ağır bir akşamüstü,
Sırtımda heybem, içinde kırık aynalar.
Hangi şehre girsem, kapıları rüzgârdan,
Hangi suya eğilsem, yüzümden dökülür zaman.
Duvarlarda asılı duran o eski sükût,
Konuşsa, lisanı taş, alfabe yosun tutmuş.
Bir kuş pervaz etse göğsümün sol kafesinden,
Kanatlarında dünün tozu, yarının telaşı...
Gökyüzü; yamalı bir bohça gibi örtüyor üstümüzü,
Yıldızlar, gecenin siyah kumaşında sedef düğmeler,
Kopsa biri, karanlık boşalacak evrene,
Ve bir çocuk ağlayacak uykusunda sebepsizce.
Zaman; o dişleri dökülmüş sanki ihtiyar canavar,
Kemiriyor anıların en taze yerini.
Kiremitlerin üzerinden yürüyen kedilerin patisinde,
Saklıdır gecenin en mahrem sırrı.
Biz ki, kelimeleri ateşe atıp ısınanlarız,
Küllerimizden doğrulur belki söylenmemiş bir şiir.
Bak, nehirler tersine akıyor şimdi gözlerimde,
Balıklar pullarını döküyor gümüşten kafesinde.
Kimse sormuyor bu istasyonda beklemenin rengini,
Trenler gelip geçiyor, vagonları camdan.
İçinde hiç yaşamamış yolcular.
Bir bilet kesiliyor sonsuzluğa doğru
Dışarı baksan kırılırsın, içeri baksan boğulur.
Şimdi kilitli bir sandık gibi duruyor kalbim,
Anahtarı okyanusun en derin çukuruna atılmış.
Pas tutmuş umutlarım, gıcırdayan bir menteşe gibi,
Açılsa, dökülecek içimden bin yıllık bir bekleyiş.
Ben, kendi sesinin yankısında kaybolan yabancı,
Yürüyorum, yol bitse de, adımlarım bitmiyor...
Derken adımlarım yüzyıllık bir kehaneti uykusundan uyandırdı.
Geçmişin paslı kokusunu savurup dağıttı birden.
Gölgem hafifledi.
Kırık aynalar, ilk kez bütünü gösterdi.
Tersine akan nehir göğe uzandı;
balıklar kanat çırparken, kuşlar nehire daldı.
Zaman, o dişleri dökülmüş canavar yumuşadı.
Yaralar kendini sarmayı öğrendi.
Duvarlarda asılı duran o eski sükût,
Bir toz bulutu gibi savrulup çözüldü.
Eğildiğim nehir, yüzümü tanıdı;
Sular, adımı usulca fısıldadı.
Göğe yükselen o kuş silkelendi,
Dünün pasını, yarının telaşını üstünden attı.
Gökyüzü yamalarını yeniledi.
Balıklar, altın bir sevinçle pullandı.
Ve o hiç gelmeyen yolcu, sonunda göründü.
Biletini “geleceğe” kesti,
Sessiz adımlarla perona indi.
Kilitli kalbim,
Okyanusun en derin çukurunda kendi kendine açıldı.
Pas tutmuş umutlar, artık gıcırdamadı;
Sükût, sesli harflerle kendine yeni bir ses buldu.
Her şey, büyük bir gürültüyle değil
Bir rüyanın gerçekliğe usulca sızması gibi
Kendiliğinden oldu.
Ve ben bir zamanlar kendi sesinin yankısında kaybolan yabancı,
Artık kendimi yeniden buldum.
Yol bitse de adımlarını sürdüren bir yolcu olarak
Yürümeye devam ediyorum...
Merdümgiriz