@Merdümgiriz
03.07.2026
BOŞLUĞUN DİRENCİ
Yorgun bir sokak lambasının altında,…
Yorgun bir sokak lambasının altında,
gece
kendi ağırlığıyla çökerken,
kaldırıma dökülen gölgem
benden daha eski bir yaranın kabuğu.
Soyulur,
kendi kendine kanar.
Şehir,
paslı bir makas gibi
gökyüzünün ipek kumaşını kesiyor,
ve yıldızlar
o kesikten sızan
unutulmuş kelimeler.
Balkonumda bir sardunya değil bu,
kırık bir fincanda unutulmuş
inatçı bir otun sabrı.
Kökleri porselendeki çatlağa tutunmuş,
yağmuru bekler.
Ben
o çatlağın içindeki sessizliği dinlerim.
Geçmiş,
kristal bir avize gibi asılı tavanımda,
her rüzgârda
kırılgan notalarla çınlıyor hafızamda,
tozu alınmamış ve ışığı sönük.
İçimde,
terk edilmiş bir tren istasyonu.
Raylar, kimsenin varmadığı bir yere uzanıyor,
ve saat
hep aynı “geç” kalmışlığı vuruyor.
Valizler dolusu bekleyiş
peronlarda çürümüş.
Bir düdük sesi arıyorum,
bu buharlı sessizliği yırtacak.
Gelen yok.
Gidenlerin ayak izleri çoktan silinmiş.
Oysa her sabah
bir vapur geçer uykumun kıyısından,
bacasından rüyalarımı tütererek.
Ve ben,
deniz görmemiş bir limanın feneri,
kendi karanlığıma göz kırparım inatla.
Bir gemi beklemem.
Benim görevim
sadece “orada” olmaktır,
kayalara karşı.
Söz,
ağzımda eriyen bir buz parçası;
soğukluğu kalır dilimde, suyu gider.
Bir şiir yazmaya kalksam,
harfler
korkmuş bir kuş sürüsü gibi
dağılır kâğıttan.
Toplarım onları
karanlık odamda,
bir fotoğrafı banyò eder gibi.
Kırmızı ışığın altında
yavaş yavaş belirir yüzün:
acının,
umudun
ve hiç söylenmemiş o tek kelimenin yüzü.
Ben,
gecenin kestiği o kumaştan,
gölgemin kanadığı o yaradan,
ve kırık fincandaki o çatlaktan
bir gemi yaparım kendime.
Yelkeni sabır,
rotası yankı.
Ve o terk edilmiş istasyondan
hiç kalkmayacak bir trene
el sallarım
her sabah…
Merdümgiriz