Her gün geçtiğimiz şu kabristanın hali
ne ibret vericidir..
bir çocuk kabri gördüm uzaktan
üstünde rüzgar gülü..
her gün geçeriz o kabrin kıyısından,
bir sessizlik çöker içimize ansızın;
küçücük bir mezar ki…
her gün çarpar gözümüze..
Sanki bize birşeyler anlatırcasına..
toprağının üzerinde, rüzgâra teslim bir rüzgâr gülü
ve yanına bırakılmış solgun birkaç oyuncak.
her biri, zamansız bir gidişin soğuk hatırası;
erişilemeyen bir sevginin,
dili olmayan bir sızısı gibi.
Kim bilir nasıl aktı o kısa ömrün?
ilk kelimen kimde yankı buldu?
gülüşün kimlerin içini ısıttı?
minik bedenin kucaklarda güven bulabildi mi,
yoksa dünya sana acele davranıp
ayrılığa mı çağırdı?
Sahi…
Hangi çizgi filmde güldün en çok,
Hangi oyuncak ellerinde bir masala dönüştü?
Hangi hayaller göğe yükseldi seninle birlikte
ve hangileri toprakla sustu?
Şimdi, burada;
küçük ellerinin bıraktığı hatıralar
rüzgârla konuşuyor hâlâ.
rüzgâr gülü döndükçe
Göğe doğru savrulur her gülüşün izi;
Oyuncaklar, uykudan uyanmış da
Ses vermek ister gibi.
Biz geçeriz yanından,
Kalbimiz bir anlık durur;
Boğazımızda bir düğüm,
Gözlerimizde tanımlanamayan bir gölge.
Çünkü biliriz:
Her çocuk mezarı,
yeryüzünün en ağır sessizliğidir.
Belki gözler görmez bunu,
Belki eller dokunamaz.
Ama kalp bilir ve anlar;
Bir ömür ne kadar kısa olursa olsun,
Sevgiyle dokunmuşsa nefes
Yeryüzünde bir iz bırakır.
Ve sen…
Her dönen rüzgâr gülüyle,
Her suskun oyuncakla,
Hâlâ buradasın.
Sessizce...
ince bir rüzgâr kadar nazik,
ve dünyanın en derin hüznü kadar gerçek.
Merdümgiriz