Kentin en eski pazarından
bir avuç sessizlik satın aldım bu sabah.
Kefesi paslı bir terazide tarttılar,
ağır geldi, taşıyamadım.
Yarısını oracıkta bıraktım.
Kör bir dilencinin şapkasındaki boşluğa.
Elimde titreyen bir cam buğusu kaldı.
Parmak uçlarımla,
üzerine adı unutulmuş bir yıldızın haritasını çizdim.
Her nefesimle hem buğu hem harita titriyor,
çizgiler yavaşça siliniyor.
İçimde, kurşundan gökyüzünün altında
kanatlarını açmayı unutmuş demir bir kuş var.
Gagası kilitli.
Anahtarı, gürültülü bir caddede
otobüsün tekerleği altında ezilen bir anı gibi.
Zaman, kırık bir saatin duvarındaki gölgesidir şimdi.
Akrep ve yelkovan, yalnızca kendi paslarını gösterir.
Ve ben, Merdümgiriz,
gecenin soğuk alnına ellerimi yaslarım.
Avuçlarımdaki çizgilere dökülen
ışıksız yağmur, dilsiz bir fırtına.
Belki de bu,
hiç doğmamış bir sözün gecikmiş yankısıdır.
Merdümgiriz