@eksik susmalar
27.08.2026
sana/sadece sana..
çünkü…
çünkü
ne gidendir
dönen,
ne de
dönen
gitmiştir
bir yere..
tabirsiz
rüyalardan
uyanıyoruz
terli
ve görkemsiz
bedenlerimizle
algıdan uzak,
şefkate
daha yakın
mordan
daha tuhaf
kırmızı kadar
belirgin
düşlerimiz
kan
yürüyor
kelimelerimize...
demirden
TENlerden
hemen
sonrayız
tunç mu?
hayır.
ateş
bulunmuş
bakışlarımızda...
saf
sorgulardan,
dolanbaçlı
cevaplara
geçiyoruz
ki en çok
olmayan
topraklara
göç etmeyi
düşlemişiz.
ter ve ten
dokun ve kokun
aziz belirginliği ile...
ışıksız
gölgeler gibi
yansıyoruz
doru bir
kısrak kadar
belirgin
imgelerimiz.
yanılmıyoruz
hayır.
kaya kadar
sert
susuşlarımız
ve taş kadar
katı
parmak ucu
dokunuşlar
arasındaki
boşluklar
yüreğe yakın
yaralar gibi
kabuk kabuk..
uzarken
önümüzde
yol
yarı açık
unuttuğumuz
kapılardan
sızıyor
yosun dili
sorgularımız.
gök kubbe
kadar ağır
yer kadar
batıyor içimize
dünya,
atlas atlas
boşluklar
savururken
içine
bir küsmenin,
çekip gitmenin
en baştan
çıkartan
sonucu gibi
engelliyor
yasaklıyor
ve savruluyoruz
işte böyle.
yaprak
kadar basit
ve yel kadar
aşikar
gözeneklerimize
işlerken su
sürüklenirken
ve taşınırken
yön veriyor
düşlerimizin
azizliğine.
ki bu yüzden
tutuyorum
sol göğüsümü
içine atıldığım
ateş
hiç sönmesin
diye..
yanma
ve tutuşma
arası
bir denge
en eski
çağlardan
uzak
yıldızlardan
gözlerini
açmak
ovuşturmadan
birden
aydınlığa...
—ben
kayıp olacağım
evet,
—nasıl
buldum
seni?
doğruldum...
göğüs
kafesimde
yakaladım
seni
t-uzak
çünkü
adını
bilmediğim
bir dil
üstelik
konuşuyor
benimle
yokluğun
acı
yokluğun
kalabalık
yokluğun
kavgalı
aziz savaşlar
derin intikamlar
ve büyük davalar
bu yüzden mi
kaçmaya başladın
açılmış kapılardan
çıkmaz sokaklardan
ifade biçimlerinden...
bir gün,
diğer bütün
günlere
benziyordu
yeni farkettim
bunu
renkler mi..
hı hı değişken
dokular,
kokular
ve korkular
evet.
herşey
bir tekerrürden
ibaret
içimde
derinlerimde
yakılmış
şiirler
topluyorum
defterin
sayfalarından
gömülmüş
mayınlar gibi
içersinden
sen geçen
kelimelere
basmıyor
dokunuyordum
bilerek
ve biçimsiz
halleri
yaşıyordum
mısra
aralarında
kaç heceye
parçalanacağını
görmek için
bilmediğim
bir uzaklığa
savruluyorum
atılmış,
dağıtılmış
ve unutulmuş
bir dünya
bir çoban yıldızı
ve bir samanyolu
olabilmeye
yetecek
kuytular arıyorum
düştüğümde
gerçekten
canımın
acıyacağına
emnin
ki acı
tuhaf
bir iz
bırakıyor
ruhunda
avın
dengesizce
ilerlerken
içime.
sen
bir gün,
yazdığım
herşeyin,
derin
bir boşluk
koyu
bir karanlık
olduğunu
anladığında
üç noktayı
göreceksin
sana/
sadece sana
yazılmış
bir şiirde..
(...)