yükselen ve aşağlanan
rüzgarın ve bulutun
nemine,
neyime dolaştıysa
dilinin saçakları
kirpiğinden fazlasını
bilmeme imkan yokken,
savrulan gölgelerinin
arasında kaldım.
dökülen sözlerindir
solumdan
ve her yanımdan
pulpul
diye not aldı
cebinde taşıdığı
küçük defterine
ve kalkıp oturduğu
kayalardan kıyıdan
ve adalardan
çevirip gözlerini
martıların uçtuğu
yöne doğru
hareket etti.
hareket.
kırılan diz.
kemik bir ses.
hareket...
ilerleme duygusunun
ne doğuracağı.
şimdiye kadar
ne var etmişse
benzerleri işte...
ağaçlar ve
orman ulumalarının
arasından geçerken
alınına vuran yaprak
çokda önemli değildi
böyle soyunur dedi
sonbahar
yere sereserpe.
bir yere yetişme
duygusu olmayınca
kaygı, eli cebinde
bir beden olarak
gölgesine takılıyor,
biliyordu
bastığı yer, ayaklarının
altında kalandı
eski bir gözün küllerini
tanıdık yüzlere
savuracağı
bir zamana kadar..
seni hissetmek
bir çiçeğe su
vermeye benziyor.
olmaz deme...
milyon
parçaya bölünür
taş ve kırılır rüzgar
kim bilir
tabelaların ters
istikametine
gideriz bir gün..
yoksunluğunda
senden
avm'de annesinin
elini bırakmış
çocuk sendromu
şimdi içim..
içimin sıyrılışı
dudaklarımdan
dudaklarına ki
hep bir neden
olur öpmek için
bir yarayı..
öpüşünce
rahatlar mı
çok hisliliğimizin
son raddesi.
biraz yazmak
az birazda,
azmak gibi
-ıslak-
yüreğinde
bir yokuşu
eğer gibi
yere...
sereserpe
hırçın bir eğilme
gibi önünde..
(...)