@eksik susmalar
04.09.2026
sana/sadece sana..
bir solo …
bir solo
tırmanışı
dudakların
yüreğinin
ritim tutan
yamaçlarından
kış olsa
çığ düşerdi
içime..
aklını
kemirip
durduğunda
bağımlılıkların,
yüreğinin
aynasında
kırılırken
objeler..
sığındığın
bir liman gibi
kırgınlıklarını
ötelemek
adına
kendinden,
dağa/taşa/suya
yazıyor,
yarım bir şiir
yaratırken
ezberlerin,
mısra derinliğinde
kalın bir
hece gibi
gizleniyordu
hayallerin..
bir masal
kentinin
haritası vardı
avuçlarında.
bir ayna,
b.aktıkça
karşılığındı
eksik
yüzleşmelerinin.
zamanın
damarlarında
aldığı yolun
sonunda
ve başındaydın
en utanmaz
yerlerine kadar
işleyecek
ve soluksuz
bir hızla
sürecek olan
bu kapıda...
bir defterin
sayfalarına
atılmaya
ve akıtılmaya
hazır
en müsait
gözyaşın.
bir adımdan
sonranı
bilmeyecek
kimse
senin..
derin
bir ilmek
kumaşına
narin bir
düğme gibi
hep sökük
yerlerinle
yüzleşecek..
az/çok,
şimdi/sonra,
sıcak ve soğuk..
bütün ihtimallerden
bir parçayı aramak,
seçmek
ve bulmak için.
derin bir ilmek
bir bütünün içinde...
buradasın..
aynanın
henüz
su olduğu
çağlarda..
tenindeki
en keskin
kokudan
başlayan
düşün
bir yüreğin
içine sızdığı
ve bedduaların
ve duaların
ve kemden
kemikten
etten gözlerin
sana dolduğu
yerde.
önünü
görebilmen için
göğüs kafesine
kazınmış gölgeleri
hiç öpmediğim
parmak uçlarına
doladığın sesleri öğrenmelisin..
şimdi,
tamda
bunun için
buradasın..
kırmızıda
ve mordasın/
oradasın..
alnını ve aklını
ve bileğini
aynı hizaya
getirmeye
çalıştığın yerde...
gergin soruların
ıskaladığı
bir ’çünkü’nün
dalındaki
ilk elmada...
çünkü...
bitmez sonlar,
mutlu bitmez!
diş izlerinin
diz izlerine
yaslandığı
ve gitmenin
ve gelmenin
sözden olduğunu
öğrendiğin
bu yerde..
ve işte
buradasın..
yüzüne yaslanan
soluğun kıyısında,
senin gözlerinde
iyot var;
aklındaki martıların
yersiz - yurtsuz
uçması bundan..
içinden
deniz geçen
kentlerden
sesleniyorum
sana/
sadece sana..
- bunu neden yapıyorsun?
- çünkü...
zamana taşınman,
bütün eşyalarını
zamana taşıman,
aldığın son kitabı
okumadan
daha ’bir zamanlar’
çöplüğüne atman.
izmaritlerinin
kokusunu
gidermek için
’zaman zaman’
penceresini
zorlayacağını
öğreneceğin
bu yerde...
zarfları ve pulları,
özneleri ve mısraları,
yüklemi ve mührü
unuttuğun bu yerde...
küskün bir sabırın
dokunduğu
o derin hücrede
yeni yeni örülen
duvarların içinde..
aklında ve alnında
ve dudağında
kanamaya hazır
ilk kırmızılıkta...
buradasın,
yanlış bir soruda
ve bir cevabın
tam ortasında
belirsiz bir gölge,
belirli bir
ünleme denk.
küsüyor
akmayı unuttuğun
bütün ırmaklar
ve sırlar..
yüreğine fısıldanan
ilahi bir secde,
hükmün ’sırata’ kadar
bunu bilmeyi
öğrenmek için
olduğun yerde.
işte buradasın..
(...)
