@eksik susmalar
07.09.2026
sana/sadece sana..
neresinden …
neresinden
tutup
yırtıyorsun
defterin,
bak işte
orası
dikiş tutmuyor.
kime kaçışına
bir yol
çiziyordun
yüreğinde!
ya da
tam karşında.
saçları
kış gibi
geçiyor
ve sen
üşüyorsun..
semanın
sonsuzluğuna
inanırdım
eskiden
ama sen,
ıslak ve
sırılsıklam
su göçü
dudaklarınla
denizlerin
derinliğini
gösterdin bana..
elini çenene
götürürken sen.
ben,
İşaret parmağımın
boğumlarıyla
dudaklarımı
mühürlüyordum
sana..
susmuştuk
susturulmuştuk.
yüreğinin izinde,
kuytularının
derinliğinde
buluşmuştuk.
korkudan
ne yapacağını
bilmeyen,
ödü patlamış
bir insan kadar
beyazdın
kimeydin..
teninde
asırlık
harran sıcağı
el yazmalı
yazıtlar gibi
telafuz ediyordun
susuşumuzu,
susamışlığımızı
duvarlarlarına..
ki ben,
avaz bir ağıtın
haykırışlarında.
sana bakıyordum
sonra sola
kimse fark etmiyordu
yanındaki boşluğu.
ellerini
bir an çeksen
sesinden
belki çığlık
yükselecekti.
toprağa
tırnaklarını
geçirecek
bir ana
seni bana
doğuracaktı..
ve belkide
bir avuç
deniz
yetebilecekti
gözlerimi üstünde
mühürlememe..
çünkü
çatlar dudağın önce
söz kururken dilinde.
haklıydın,
yağmur halleri vardır
gitmelerin...
kaç zamandır
düştüğüm
gölgemin içinde,
ölümünü öldürmüş,
bir ölümlünün diliyle
su-su-yo-rum sana
sadece sana..
incilerimi
yosunlar kaplıyor,
dinlediğim şarkıyla
yaşıyorum..
ve senin
dehlizlerinin
karanlığında,
arabesk
iplerle sarılıydı
teninin çığlıkları;
tüm şehirlere
yayılırdı.
acılı iniltici
bir ruhta oyalanan
gövde gibiydin,
dokunduğumda
batardı
çakırdikenlerin…
hasret ve hararetle
beslenmemiş
ten kabullenir
ancak,
kartondan yapılmış
kalpten kuleleri.
nefesin
duvarlarımı yıkarken,
nasıl izin vermezdim
içimdeki oyuklara
üflemene..
sesine saklanmış,
çok beklemiş
bir öfkeyle,
göğüs kafesinden
tuzaklar kurup,
eski bir yüzde
tapınağını arayan
bir kadın yüzüydün.
o kenttin
ışıkları içinde
unutkanlığından gelen
bir adamın
gölgesinde..
ara sıra
kaçışlarım oldu
sonra dönüşlerim..
hiç gitmediğim
yerlerden,
susarak,
susayarak sana..
uzandım kıyılarına,
Issız kasabalarına
sarkarak ağaçlarından,
işaretler bırakarak
yollarıma,
düşlerimi,
dişlerimin arasında
sıkıp,
kanatlarımı kırdım.
kanatlarımı kırdım
çünkü uçmak/sızın
dalındaydım yaşamının..
ve sen
müziği başlattın.
artık çok geç
sesini kısmak için!
gün batımlarında,
yağmur gölgesi
bıraktım avuçlarına.
avuç içlerinden
öptüm demişmiydim.
kader çizginin üzerinde
uzunuzun kalarak.
dil ucu sadakatinde
yetim yüreğime düşen
bir sevdaydı adın.
adın ki yüreğime düşen
ateşinin gölgesine
sığdırdığım.
adın ki
akmak için değilse de
boğulmak için zamanda.
akla artık
bütün sorulardaki
cevabımı.
gözlerimde yankın,
tozların saçlarıma
kadar.
hiçbir dilde
dinlenmez
sayıkladıklarımdan
fazlası ki
şimdi bir uçurum rüzgarı
değerken saçlarına,
tutulmamış bir dilek gibi
bakıyorum gök/yüzüne...
(...)
