@eksik susmalar
09.09.2026
sana/sadece sana..
sen ki;…
sen ki;
satır arası
bir nokta gibisin.
Büyük harfle
başlamış olsam
cümlenin sonunda,
yine seninle
karşılaşacağımı
biliyorum..
bak bu
onlardan
sadece biri.
sana ben,
düğüm/düğümüm..
zifir karanlğımın içinde
ezberlerini bozarken
yüreğimin,
bir kelimeyi kıvırıp
dil ucu sadakatimde
ısırıyordum
alt dudağımın içini..
sonramdın
ve en sonumdaydın..
bütün yollarımın
sana çıktığı,
soluğum kesilirken
nefessiz,
bitmemiş sözüm gibi
dökülürken
parmak uçlarımdan,
sızarken
çatlaklarımdan,
ışığın düşerken
gölgelerime
parlayan
bir ay ışığı
gördüm teninde.
beni yakan
ateşinin altından.
sıyırırken sen,
nabzımdaki hasreti
hararETİ.
ben,
bütün meyveleri
yere dökülmeye
hazır
bir mevsim gibi
delicesine
dönüyordum
yerimde..
zamANdan
bahsetmiyorum,
hayır
hiç bir anından
zamAnın
bir sevdaya düşüp,
bir bıçak bulup
sırtımızda yüreğimizin
ölürken içimize,
sen bana,
ben sana
benziyorduk.
bulunduğumuz
konum,
yer olarak
ait olmadığı
bir bedenle
yolculuk eden...
dedim ya
öz-lü-yo-rum.
ötesiz ve berisiz,
artsız/
astarsız/
sınırsız..
yersiz, yurtsuz
asılı kalırken
havada zamAN
kapatır gibi yapıp
gözlerimi.
parmak aralarımdan
sana b.akıyorum..
teninle,
tenimde
bilediğim
keskin bir
jiletsin şimdi.
bana b.ak
ve sadece bana.
ne yaptığına bak.
hala döküyorsun
her yerime kendini..
her şey eksik,
içim ıslak ve derin
üzerime siniyor
bir şeyler
söylesene,
götürdüğün neydi?
sen TEK olansan,
ben neden bu kadar
yalnızım?
kapım,
yüreğimden
üç basamak sonrası.
aklım/ellerim/yüzüm
ve ayna
vaha diyalektiğinde,
çölden söz ediyoruz
biz seninle.
kimse konuşmadı
bu dili.
kayıp bir ruhun
dili olmalı,
aynı harfler
ve aynı seslerle,
başka anlamlara
çekilmeden
ve başkalaşmadan
kendi içinde.
İÇİN/gibi ıslak.
uzandın,
kıvrılıp ve kapatarak
gözlerini
soğuk değil mi?
solgun evet
tenine değmemiş
bütün çiçekler.
kokun yayılıyor
ciğerlerime
bir yağmur sonrası
ölüm bir başka gerçek.
en az yokluğun kadar..
biliyorum.
dil ucuna kadar gelip,
yutkunuyordun
mavi asitli bir şekeri
yuttuğunda,
düşlerin ve dişlerin
arasına
sıkışacağına bakmadan..
neden göremem?
sende olmayanı.
defterlerin
şekilsizliğinde kalır
sayfaların kırılganlığı
üşüdü avuçlarımdaki
av mevsimleri.
bir kış daha şimdi.
evet.
ve kapı eşiğimizde
ten/beyaz.
dolanıyorum,
sarıyorum dışımdan
içime doğru
sarma.şık..
ödeşemiyorum
kendimle bile
elma suyu koy
yarısına kadar
bardağın
ve vodka,
devrilsin gövdem
sana doğru
son-RA gözlerinin
elasını sok ceplerime..
avuç içlerim
neden terli?
sıkıca tutuyorsun
değil mi?
düşmemek için
belki de
gitmek
icat edilmemiş
sanki hiç
doğru ve düzgün
kaçıramıyorsun
kapatıyorsun
yarı açık omuzlarını
ve sonra
saklanıyorsun
avuçlarına..
ki ben,
buğulu camlara
çiziyorum seni
ters ve yüz..
belirgin
bir iz gibi
ve itiraz gibi
aslı/astarsız
boşluğu gibi
çivinin ve
ilerlemek gibi
akışkan bir sıvının
içinde.
kalabalıklar içinde
flu bir leke kadar
duruyorum bazen
görkemli tarihini
izler gibi
insan oğlunun.
hepsi bu mu
ve her şey
bu kadar mı diye
ki sen,
ardına bakıyorsun
kimi arıyorsun
avuç içlerindeki
izlerden.
kendinde olmayanı
anlamak ister gibisin
dağa/taşa/suya
bana değil,
sana asla..
ışıklarını
takip et tünelin.
sonunu bulmak
istercesine
boşluklarına otur
merdivenlerin
sendromlar dağıtsın
saçlarını
kan toplarken
çanakları
gözlerinin ki
sen elma dersen,
inanacağım
imgeler üflediğim
dudaklarına...
üşüyordum evet
ateşi bulmaya
denk geliyordu
her şey o zamanlarda.
sırtını tırnakladığım
o omuz,
onca ağırlığı
taşıyamayacaktı artık.
mor bir gece
şiire bulaşmıştı/Atlas
yüreğimdeki bitimsiz
mevsimleri
bu yüzden biliyorum
ve terliyorum
uyu şimdi...
(...)
