Ben, hiçbir yere ait olmayanım.
Adımı toprağa yazmadım, çünkü hiçbir toprak beni kabul etmedi.
Kök salmadım; rüzgârın önünde savrulan bir külden ibaretim.
Görünürüm ama yokum.
Varlığım bir gölge kadar geçici, yokluğum bir çığlık kadar sessiz.
Bu dünya bir savaş alanıysa, ben silah taşımayan bir yarayım.
Yanmış toprakların üstünde yürürken ayak izim bile kalmaz
çünkü ben zaten silinmişim.
Ölüm kokusu sinmiş her şeye
ama en çok insanın içindeki sevgisizliğe.
Sevgi dedikleri şey, bir maske artık.
Ben maskeleri çıkardım.
Altında çürüyen yüzleri gördüm.
O yüzden sahte gülüşlerim var benim
çünkü gerçek olanı kimse taşımıyor.
Yalnızlık…
Kalın, ağır, boğucu bir sis gibi.
Ama ben o sisin içinde kaybolmadım
ben o sis oldum.
Nefes almak bir zorunluluk sadece,
yaşamak değil.
Geceler uykuyu reddediyor,
çünkü zihnim bu dünyanın yalanlarını kusuyor.
Umursamıyorum diyorum
ama bu, umursamayı çoktan tüketmiş olanın son savunması.
İçimde bir şey vardı, bir zamanlar.
Şimdi küle dönmüş bir inanç gibi.
Ben bir yabancıyım.
Kendime bile.
Ve bu benim isyanım
Bir yere ait olmak zorunda değilim.
Sevmek zorunda değilim.
İnanmak zorunda değilim.
Benim varoluşum, bu düzenin reddidir.
Benim sessizliğim, en büyük çığlıktır.
Hiçlikten geldim
ve hiçlikte özgürüm.
sizden alamadıkları tek şey hislerinizde konuşan ve büyümemiş o çocuk bakışı...