Vakit, kelimelerin sustuğu o dar geçit…
Dünya elini çekerken üzerimizden
ruhun o sessiz, kimsesiz bahçesine
aşk, nurdan tohumlar ekti sessizce.
Gözle görülmeyen, elle tutulmayan
ama kalbi yakıp kavuran tohumlar…
Bir secde vaktindeyiz şimdi.
Geride ne mülk kaldı ne de eski sızılar.
Gözyaşlarıyla bir bir silindi
ruhumuzdaki paslı izler.
Nur Dağı’nın zirvesinden süzülen
o ak pak ışık gibi, yıkıyor gönülleri
hikmetin derin vakti.
Yedi iklimi geçtik de bir nefese sığındık.
Benlik hırkasını atıp derin ummana daldık.
Duyuyor musun?
Çınar dalları arasından bir Hû sesi yükseliyor.
Hakikatin balı damlıyor her mısraya.
Doksan dokuz taneli bir tespihin
her tanesinde koca bir kâinat saklı.
gizli bir hazine gibi…
Yola düşen dervişin adımları
artık yere basmıyor o sadece
Hakk’ın bıraktığı izleri takip eden bir gölge.
Kapılar usulca aralanırken sonsuzluğa,
gönlünde o ilahi kandil yananın
dertleri paralanıp gidiyor ışığın karşısında.
Toprak bile dile gelmiş,kadim olanı anlatıyor.
Görmeyi bilen gözler için en mukaddes takdimdir bu.
Gül kokusu değildir sadece bu;
ruhun kendi öz kokusudur.
Ölmeden evvel ölen o dostun
en derin uykusudur.
Merdümgiriz’in kaleminden dökülen
her harf, nur deryasında birer parıltı.
UYAN EY GAFİL, UYAN!
GÖRDÜĞÜN BU DÜNYA
GÖRDÜĞÜN BU DÜŞ
ASLINDA RÜYA İÇİNDE BİR RÜYA...
Merdümgiriz