@eksik susmalar
01.09.2026
sana/sadece sana..
ve söz,…
ve söz,
etin ete
değmesi
kadar
belirgin/iz
olurken…
anlatamadığın
sende
yarım
kalan
benim
kaybettiğim,
keskin
sorguların
dolaşırken
parmak
uçlarına,
mor bulaşır
dudaklarına,
duvarlarına
dualarına…
avuçlasam
seni
-sızlıyor-sun
-sızıyor-sun
parmak
aralarından.
gördüğün
düşün,
kekeme
olması
bundan
bir dilek
kuyusu gibi
gözlerin ki
adıyorum
-sana
adanıyorum…
ben seni
yokluğundan
öpüyorum...
sana
b.akıyorum
esirgeyerek
kapatma
gözlerini
öpüşürken
bile
o zaman…
vasiyet gibi
sözlerin,
katlanmadığım
bir yakınlık gibi
yankısında
teninin
isteyerek
düşüyorduk
ateşin içine..
-od
içini yediğim..
için
yanıyor mu?
kaç pişmanlığın
toplamına eşit
değildir
parmak uçların
söylesene?
sana
yakışanı yap
bana şiirlerinden
seslendiğinden
beridir…
ben,
kapılarını
açıp
yüreğimin,
havalandırıyorum
tüm
boşluklarımı..
bana,
parmağının
serçesinden
bahsetmeden
kuş kanatlarında,
bir dudak
mesafesinde
durmadan
bir gamzelik,
kaç rekat?
seni diledim
dilendim
intikam
alır gibi
derin
boşluğuna
siniyor
gerdanına
terin…
istersen
sürt yine
iliklerime
dokularıma
hücrelerime
kadar
soluğunu
soluğum gibi
erisin,
asılmış
bir ipte…
ellerimden
sıyrılıp
akan
o iz.
gece
yarılarıma
vuran
şiirlerin
hışırtısı.
biliyorsun...
"uçuruma
kadar
yürüdüm,
rüzgarı
duydum
ve sesini"
aramızda
kırılan
ince bir
damar şimdi
ne vakit
kıpırdayıp
dağıtsam
gölgelerini
yine de
kalbim
diyorum.
eğer atıyorsa
kan taşlarımı
değiştirmeye
yeter
bir serçenin
kanatları
çırpınıyor
canımda
çünkü anımda
düşlerimde
gezinen
bir seyyahın
adımları
çoğalıyor.
hangi
durakta
durmuşsa
budur
damlayan
yüzüme.
yağmur
yağmış
olsun
yahut
ateşler
içinde
kıvılcımların
aynama
çarpıp
dursun.
sen beni
dudaklarımdan
öpüyorsun.
burkulan
bir şey var
yine de...
bazen
yüreğimin
odacıklarına
çarpar
anlatamadığımı
düş/ündüğüm
bir cümle
ve işte
o zamAN,
o bana
mavi
mektuplar
yazar,
içimden
kuşlar geçer
o zaman..
mavi
bir bulutun
derinliğindeyim.
heybemde
dağlarından
ç-aldığım
patika,
avuç
içlerimde
gelişi güzel
sorgular
salondan
odaya
ve sonra
duvara
dokunan
parmak
uçlarıN
kadar
yüreğimi
acıttı
düşlerimdeki
şeytan!
oysa
gözlerinn,
gelincikler
ekiyordu
gecenin
çıkmazlarına
ki zamAN
büyüyorken
yüreğimin
avlularında
terk edilmiş
şehirler gibi
toprağıma
sığmıyordum.
yokluğunda,
önce harfler
vardı
ve sonra
kırıp dallarını
maviye boyadık
Gök/Yüzünün
boğazımızda
düğümlenirken
harfler
etkisi geçmiş
heyecanlar
içindeyken biz,
avuç
içlerimizdeki
izlerden
tuttuğumuz
yası silip,
kırdık
muammasını
kelimelerin.
tamam!
peki…
hangi
yana
dönsem
yüreğiN.
yokluğunda,
rüzgarı
dayayıp
şakağına
yaprakların
göçüne
son/baharlar
adıyorum.
camlara
bırakılan
dokunuşlarının
kum
fırtınalarını
çağırdığı
dudAKlarına
derinde miydim,
yoksa teninde.
gidemiyor musun
ölmek istediğinde.
ve kalamıyor musun
hissetmediğin
bir ten de
bir düşü/şü
üzerime çekip
odalarca,
aynalar
çarpıyor
yüzüme
yokluğunda,
noktası
eksik bir harf
dudak izini
vuruyor
kaburga
kemiklerime.
bütün gidişler
afyonlu
sabahlara
uyanıyor
dağılsa
saçlarında
rüzgar
beklediğin
yerde kış ki
ayaza çarpıyor
bedenim
yokluğunda…
(...)
